İstanbul Gelişim Üniversitesi Kurumsal Açık Erişim Arşivi
DSpace@Gelişim, İstanbul Gelişim Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Öğe Türü: Öğe , AI and market efficiency: Enhancing predictive accuracy in financial markets(Istanbul Gelisim University Institute of Graduate Studies, 2026) Dadashov, FarkhanThis thesis explores the role of Artificial Intelligence (AI) in enhancing predictive accuracy and improving efficiency in financial markets. Using a qualitative descriptive approach, the study examines how AI technologies such as machine learning, natural language processing (NLP), and algorithmic modeling are transforming financial forecasting, risk management, and market behavior. Grounded in three theoretical frameworks: The Efficient Market Hypothesis (EMH), Behavioral Finance Theory (BFT), and the Adaptive Markets Hypothesis (AMH) this research analyzes how AI strengthens or challenges classical ideas of market efficiency and rationality. Drawing on case studies from leading financial institutions including HSBC, JPMorgan, Upstart, and Minotaur Capital, the study highlights how AI is applied in credit scoring, algorithmic trading, fraud detection, and compliance. Key findings reveal that AI enhances market responsiveness by accelerating information absorption, supports adaptive learning consistent with AMH, and quantifies behavioral biases that align with BFT. However, the study also identifies critical risks such as algorithmic bias, model opacity, and data privacy concerns that require strong governance, transparency, and ethical oversight. The research concludes that AI has the potential to significantly improve forecasting accuracy and financial decision making, but sustainable progress depends on responsible implementation guided by clear regulatory frameworks and human accountability. This study contributes to the growing body of knowledge on AI in finance, offering theoretical and practical insights for policymakers, financial institutions, and researchers seeking to balance innovation with market integrity.Öğe Türü: Öğe , Vajinismuslu bireylerde farklı yoğunluktaki kısa dönem telerehabilitasyon temelli pelvik taban eğitiminin ICF çerçevesinde etkinliği(İstanbul Gelişim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Baydar, ZehraBu çalışmada vajinismus tanısı almış kadınlarda farklı yoğunluklarda uygulanan kısa dönem telerehabilitasyon temelli pelvik taban eğitimi programlarının, Uluslararası İşlevsellik, Engellilik ve Sağlık Sınıflandırması (ICF) çerçevesinde işlevsellik, cinsel işlev, ağrı düzeyi, yaşam kalitesi ve psikolojik durum üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma katılımcıları, haftada 3 seans uygulanan yoğun program (1. grup) ve haftada 1 seans uygulanan düşük yoğunluklu program (2. grup) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Dahil edilme ve dışlama kriterlerini karşılayan toplam 38 gönüllü katılımcı çalışma kapsamına alınmıştır. Tüm katılımcılara müdahale öncesinde ve sonrasında Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (FSFI), Yaşam Kalitesi Ölçeği, Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, VAS Ağrı Skalası ve ICF temelli işlevsellik değerlendirme formları uygulanmıştır. Her iki gruba aynı içerikte ancak farklı yoğunlukta telerehabilitasyon programı sunulmuştur; program pelvik taban farkındalık eğitimi, gevşeme teknikleri, kontrollü kasılma–gevşeme egzersizleri ve ev temelli dijital takip uygulamalarından oluşmuştur. Verilerin analizinde SPSS 27.0 paket programı kullanılmıştır. Elde edilen bulgular incelendiğinde, haftada 3 seans uygulanan yoğun telerehabilitasyon temelli pelvik taban eğitimi programının, cinsel işlev, yaşam kalitesi ve VAS ağrı puanlarında haftada 1 seans uygulanan programa kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek iyileşme sağladığı belirlenmiştir (p<0,05). Bu grupta ayrıca pelvik taban kas kontrolünde ve gevşeme yanıtında belirgin artış gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, her iki grupta da müdahale sonrası dönemde anksiyete ve depresyon puanlarında artış olduğu saptanmıştır. Yoğun program uygulanan grupta bu artış daha belirgin olmakla birlikte, gruplar arası karşılaştırmada anksiyete ve depresyon düzeyleri açısından klinik iyileşme yönünde bir değişim izlenmemiştir. Haftada 1 seans uygulanan düşük yoğunluklu programda da benzer şekilde anksiyete ve depresyon puanlarında artış gözlenmiş; özellikle psikolojik iyilik hâli alanında değişimin sınırlı kaldığı tespit edilmiştir. VAS ağrı puanlarında her iki grupta da azalma olmakla birlikte, bu azalmanın yoğun programa kıyasla düşük yoğunluklu programda daha sınırlı düzeyde olduğu görülmüştür. Çalışmanın genel değerlendirmesi, kısa dönem telerehabilitasyon temelli pelvik taban eğitiminin vajinismuslu kadınlarda fiziksel işlevsellik, cinsel işlev ve ağrı düzeyi üzerinde olumlu etkiler sağladığını; ancak psikolojik durum üzerinde kısa vadede iyileştirici bir etki göstermediğini, hatta anksiyete ve depresyon düzeylerinde artışla seyredebildiğini ortaya koymaktadır. Bu durum, vajinismusun çok boyutlu yapısı göz önüne alındığında, kısa süreli fizyoterapi temelli müdahalelerin psikolojik bileşenleri tek başına yeterince hedefleyememesi ile ilişkili olabilir. Sonuç olarak, vajinismus tedavisinde telerehabilitasyon temelli pelvik taban eğitiminin fiziksel ve fonksiyonel kazanımlar açısından etkili bir yöntem olduğu; ancak psikolojik iyilik hâlinin desteklenmesi için multidisipliner ve daha uzun süreli yaklaşımlarla birlikte ele alınması gerektiği düşünülmektedir.Öğe Türü: Öğe , İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde riskli birimlerde çalışmayan hemşirelerin sigara kullanım durumlarına bağlı psikolojik dayanıklılık ve madde kullanma eğilimlerinin incelenmesi(İstanbul Gelişim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Mantarlı, SatiyeGiriş: Sigara kullanımı günümüzde önemli bir halk sağlığı sorunu olup, toplumun sağlık danışmanı ve rol modeli konumunda olan hemşirelerin bu konudaki tutum ve davranışları ayrı bir önem taşımaktadır. Riskli birimlerde çalışmayan hemşirelerde sigara kullanımının, yalnızca bireysel bir sağlık davranışı değil, aynı zamanda mesleki stres ve psikolojik faktörlerle ilişkili olabilecek bir baş etme yöntemi olarak ortaya çıkabileceği düşünülmektedir. Literatür incelendiğinde, sağlık çalışanları özelinde sigara kullanımı ile psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkinin yeterince araştırılmadığı; özellikle hemşirelerde psikolojik dayanıklılık, mesleki stres ve madde kullanma eğilimini birlikte ele alan çalışmaların sınırlı olduğu görülmektedir. Bu nedenle hemşirelerin sigara kullanımını psikolojik dayanıklılık ve madde kullanma eğilimi bağlamında incelemek, koruyucu ruh sağlığı uygulamaları ve kurum içi eğitim programlarına bilimsel temel sağlayabilecek bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Amaç: Bu araştırmanın amacı, riskli birimlerde çalışmayan hemşirelerde sigara kullanım durumlarına bağlı psikolojik dayanıklılık düzeyi ve madde kullanma eğilimi arasındaki ilişkileri nicel olarak incelemektir. Araştırmada hemşirelerin sigara bağımlılığı ile psikolojik dayanıklılık ve madde kullanma eğilimi arasındaki ilişkinin belirlenmesi; ayrıca yaş, medeni durum, eğitim düzeyi ve mesleki deneyim gibi sosyo-demografik değişkenlere göre bu değişkenlerdeki farklılaşmaların test edilmesi hedeflenmiştir. Böylece hemşirelerde sigara kullanımının yalnızca bir bağımlılık davranışı değil, stresle baş etme süreçleriyle ilişkili psikolojik bir olgu olarak ortaya konması ve elde edilen bulguların bağımlılık terapisi gereksinimi, koruyucu ruh sağlığı uygulamaları ve kurum içi eğitim programlarına rehberlik etmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde riskli birimlerde çalışmayan hemşireler, örneklemini ise belirlenen ölçütleri karşılayan ve kolayda örnekleme ile ulaşılmış 299 hemşire oluşturmuştur. Veriler sosyo-demografik bilgi formu, Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CD-RISC) ve Madde Kullanma Eğilimi Ölçeği (MKEÖ) ile toplanmış; SPSS v27 programında analiz edilmiştir. Normal dağılım varsayımı sağlandığından parametrik testler kullanılmış; ölçek puanları arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon ve çoklu doğrusal regresyon analiziyle değerlendirilmiştir. Sigara içme durumu ve sosyo-demografik değişkenlere göre grup farkları ise bağımsız örneklemler t-testi ve tek yönlü ANOVA ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Kurulan regresyon modeli istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş ve madde kullanma eğilimindeki varyansın yaklaşık %5'inin yaş, cinsiyet ve psikolojik dayanıklılık tarafından açıklandığı görülmüştür. Psikolojik dayanıklılık madde kullanma eğiliminin anlamlı ve negatif yönlü bir yordayıcısı olup, dayanıklılık düzeyi arttıkça madde kullanma eğilimi azalmaktadır. Yaş ile psikolojik dayanıklılık arasında pozitif, yaş ile madde kullanma eğilimi arasında ise negatif yönlü ilişkiler saptanmıştır. Sigara içen hemşirelerin madde kullanma eğilimi puan ortalamaları sigara içmeyenlere göre daha yüksek bulunurken, psikolojik dayanıklılık puanları sigara içme durumuna göre anlamlı düzeyde farklılaşmamıştır. Cinsiyet, medeni durum ve çocuk sahibi olma durumuna göre madde kullanma eğilimi puanlarında anlamlı fark saptanmazken, erkek hemşirelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin kadınlara göre daha yüksek olduğu; eğitim düzeyi açısından ise önlisans mezunlarının psikolojik dayanıklılık puanlarının yüksek lisans mezunlarından daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar: Bu araştırma, riskli birimlerde çalışmayan hemşirelerde psikolojik dayanıklılık düzeyi ile madde kullanma eğilimi arasında ters yönlü bir ilişki olduğunu ve sigara kullanımının madde kullanma eğilimini artıran önemli bir faktör olarak öne çıktığını göstermektedir. Bulgular, özellikle sigara içen ve erkek hemşirelerde madde kullanma eğiliminin daha yüksek seyrettiğine işaret ederken, psikolojik dayanıklılığın bu eğilimi azaltıcı yönde koruyucu bir rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Bu doğrultuda, hemşirelere yönelik kurum içi eğitim ve danışmanlık programlarında bağımlılık davranışları kadar psikolojik dayanıklılığı güçlendirmeye yönelik müdahalelere de yer verilmesi, koruyucu ruh sağlığı hizmetlerinin etkinliğini artırabilir.Öğe Türü: Öğe , Sağlık çalışanlarında sosyal medya bağımlılığının performans üzerindeki etkisinde zaman yönetiminin rolü(İstanbul Gelişim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Sızlayan, TürkanGünümüzde yaygın olarak kullanılan sosyal medya, kişilerin bireysel ve örgütsel performanslarını etkilemektedir. Uygun kullanıldığında birçok yararı olmasına rağmen sosyal medya bağımlılığında zaman boş yere geçirilmekte ve performans düşmektedir. Sosyal medya hemen hemen her sektörü etkilediği gibi sağlık sektörünü de derinden etkilemektedir. Sağlık çalışanlarının iş yükü, vardiya sistemi, yoğun hasta trafiği, çalışma koşulları, birçok sağlık profesyoneli ile birlikte çalışması, matriks yapı iş ve işletme performansını etkilemektedir. Sağlık çalışanlarının performansını etkileyen pek çok neden vardır. Sağlık çalışanları sosyal medyayı, iletişim kurma ve bilgi edinme aracı olarak kullanmasına rağmen, aşırı ve kontrolsüz kullanım durumlarında performans kaybı ve zaman yönetimi sorunları ortaya çıkarabilmektedir. Bu çalışma sağlık çalışanlarında sosyal medya bağımlılığının performans üzerindeki etkisinde zaman yönetiminin aracılık rolünü ortaya çıkarmak için planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, İstanbul ili Avrupa Yakası'ndaki sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan sağlık çalışanları oluşturmaktadır. Araştırmaya toplam 401 kişi katılmıştır. Araştırmada güvenirlik, geçerlilik, anlamlılık, frekans analizi, faktör analizi, normallik testi, korelasyon, regresyon, aracılık testi ve demografik bilgilere göre karşılaştırma testleri yapılmıştır. Analiz sonunda iş performansı ile sosyal medya bağımlılığı arasında p<0,05 anlamlılık düzeyinde negatif yönlü zayıf bir ilişki bulunmaktadır. İş performansı ile zaman yönetimi arasında p<0,05 anlamlılık düzeyinde pozitif yönlü zayıf bir ilişki bulunmaktadır. Sosyal medya bağımlılığı ile zaman yönetimi arasında p<0,05 anlamlılık düzeyinde negatif yönlü zayıf bir ilişki bulunmaktadır. Sosyal medya bağımlılığı iş performansını p > 0,05 olduğu için etkilememektedir. Sanal iletişim iş performansını p>0,05 olduğu için etkilememektedir. Sağlık çalışanlarında sanal tolerans (F=3,586; t=-2,604; Beta=1354; p=0,010) negatif yönlü anlamlı bir etki görülmektedir. Zaman yönetimi iş performansını p>0,05 olduğu için etkilememektedir. Sağlık çalışanlarında plansızlık ve işleri yetiştirememe (F=3,586; t=3,179-; Beta=189; p=0,002) pozitif yönlü anlamlı bir etki görülmektedir. Acelecilik ve işleri yetiştirememe iş performansını p>0,05 olduğu için etkilememektedir. Ziyaretçi ve sosyal aktiviteler iş performansını p> 0,05 olduğu için etkilememektedir. Toplantılar ve düzenli çalışma iş performansını p > 0,05 olduğu için etkilememektedir. Masa ve masa düzeni iş performansını p>0,05 olduğu için etkilememektedir. Sağlık çalışanlarında sosyal medya bağımlılığı iş performansına etkisinde zaman yönetiminin aracılık rolü ortaya çıkarılmıştır. Cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, kurumda çalışma yılı ve yönetsel görev açısından gruplar arasında önemli farklılık görülmemiştir. Yaş aralığında gruplar arasında yalnız zaman yönetiminde görülmüştür. 1-5 yıl kıdeme sahip olanlar 21 yıl üstüne göre daha fazla sosyal medya bağımlısıdır bu çalışma sosyal medya bağımlılığının iş performansını doğrudan etkilemeyip zaman yönetimi aracılığıyla etkilediğini ortaya çıkarmıştır. Konu ile ilgili az sayıda çalışma olduğu için literatüre, araştırmacılara ve yöneticilere katkı sağlayacağı öngörülmektedir.Öğe Türü: Öğe , Yorgunluğun uçuş ekiplerinin yaşam ve uyku kalitesi üzerindeki etkisi(İstanbul Gelişim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026) Karakaş, CanBu araştırmanın amacı, uçuş ekibi olarak aktif görev yapan çalışanların yorgunluk düzeylerinin uyku kalitesi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini incelemektir. Havacılık sektöründe operasyonel verimliliğin sürdürülebilmesi kadar, insan faktörünün korunması da kritik öneme sahiptir. Özellikle uzun çalışma saatleri, gece uçuşları ve düzensiz vardiya sistemleri; ekiplerde sirkadiyen ritim bozulmalarına, uyku problemlerine ve yaşam kalitesinde düşüşlere yol açabilmektedir. Bu bağlamda, uçuş ekiplerinin maruz kaldığı yorgunluğun hem fiziksel hem de psikolojik etkilerinin belirlenmesi, havacılık güvenliği açısından da stratejik bir gereklilik hâline gelmiştir. Araştırma kapsamında, uçuş ekipleri üzerinde bir anket çalışması gerçekleştirilmiş olup veriler dünya sağlık örgütü yaşam kalitesi ölçeği (WHOQOL-BREF), Pittsburgh uyku kalitesi indeksi (PUKI) ve Chalder Yorgunluk Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen 413 katılımcıya ait veriler; betimsel analizler için SPSS 26 kullanılarak, ilişkisel analizler ve karşılaştırmalar için korelasyon ve regresyon analizleri ile t-testi ve ANOVA testleri aracılığıyla incelenmiştir. Analiz sonuçları, aylık uçuş süresi yüksek olan çalışanlarda yorgunluk seviyelerinin belirgin biçimde arttığını ve buna paralel olarak hem uyku kalitesinin hem de yaşam kalitesinin bazı boyutlarında anlamlı düşüşler meydana geldiğini göstermektedir. Korelasyon analizleri de bu bulguları desteklemekte olup, yorgunluk ile uyku kalitesi arasında orta düzeyde ve negatif yönlü bir ilişki; yorgunluk ile yaşam kalitesi arasında ise güçlü düzeyde ve negatif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, uçuş yükünün artmasının hem kısa vadeli fizyolojik toparlanmayı hem de uzun vadeli yaşam memnuniyetini olumsuz etkilediğini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, yorgunluk yönetiminin havacılıkta yalnızca operasyonel bir gereklilik değil, aynı zamanda çalışan sağlığı ve performansı açısından kritik bir unsur olduğunu ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, uçuş saatlerinin düzenlenmesi, vardiya planlarının optimize edilmesi, uyku düzenine yönelik eğitimlerin artırılması ve psikolojik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği önerilmektedir.


















