İstanbul Gelişim Üniversitesi Kurumsal Açık Erişim Arşivi

DSpace@Gelişim, İstanbul Gelişim Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.



Güncel Gönderiler

  • Öğe Türü: Öğe ,
    Linking traffic congestion and remote work to employees work-life balance and health: the case of Lagos
    (Edward Elgar Publishing Ltd., 2024) Echebiri, Chukwuemeka; Alola, Uju Violet; Muringani, Jonathan
    This chapter focuses on developing a conceptual framework to study the relationship between life balance and employee health in the congested Sub-Saharan African city of Lagos. We argue that traffic congestion and remote working are expected to have different outcomes on work-life balance and employee health in organisations. However, the relationship is not straightforward but complex. Thus, while organisations can leverage remote working to promote employees’ work-life balance and health in congested cities, there can be unintended consequences as employees may work more from home, unsettling the same balance they wish to achieve. We argue that in organisations, the relationship between work-life balance, employee health, remote working, and traffic congestion is complicated and that one directly or indirectly affects the other. For instance, digitalisation can blur the boundaries between work and non-work life. We make a theoretical contribution by summarising these relationships in the nine propositions argued in this chapter. Although our chapter focuses on the commercial city of Lagos, Nigeria, the discussions and the broader perspective on work-life balance and employees’ health are applicable globally, and the propositions can be tested in future empirical studies.
  • Öğe Türü: Öğe ,
    Suriye İç Savaşı sonrası Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri göç ve güvenlik üzerinden bir değerlendirme
    (İstanbul Gelişim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Demir, Burcu
    Güvenlik kavramı, her ne kadar köklü bir geçmişe sahip olsa da uluslararası sistemde üzerinde mutabakata varılmış, kesin bir tanım bulunmamaktadır. Bu durum güvenlik kavramının disiplinlerarası bağlamda ele alınması, analize dâhil edilen aktörlerin çeşitlenmesi ve kullanılan parametrelerin niteliğiyle doğrudan ilişkili olmasından kaynaklanmaktadır. Uzun yıllar uluslararası ilişkilerde hâkim paradigma olan Realist yaklaşım, güvenlik olgusunu devletin varlığını tehdit eden askeri unsurlarla sınırlı biçimde ele almıştır. Ancak Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte ortaya çıkan siyasal ve toplumsal dönüşümler, güvenliği yalnızca devlet merkezli bir anlayışla ele almanın analitik açıdan yetersiz olduğunu göstermiştir. Bu bağlamda güvenlik çalışmalarında birey, toplum, sosyal, kültürel ve ekonomik faktörler gibi unsurların da dikkate alınması gerektiğini savunan yeni yaklaşımlar önem kazanmıştır. Bu dönüşüm, özellikle Suriye göçü gibi geleneksel olmayan tehditlerin uluslararası ilişkilerde merkezi bir konuma gelmesiyle daha da belirginleşmiştir. Güvenlik alanına çok boyutlu perspektif kazandıran ve söz konusu yeni yaklaşımların en önemli savunucusu Kopenhag Okulu'dur. Kopenhag Okulu'nun önde gelen temsilcilerinden Barry Buzan ve Ole Waever tarafından geliştirilen 'güvenlikleştirme teorisi', belirli bir olgunun tehdit olarak algılanması, bu tehdidin söylemler aracılığıyla toplumsal/siyasal alanda inşa edilmesi ve söz konusu algının, olağan siyasal sürecin dışına çıkarılarak alınacak olağanüstü tedbirleri meşrulaştırma işlevi görmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Söz konusu teori kapsamında Kopenhag Okulu'nun üzerinde önemle durduğu konulardan biri de göç olmuştur. Özellikle 1990'lı yıllardan itibaren göçün güvenlik kapsamında ele alınmaya başlanmasıyla birlikte ulus devletler açısından göç, güvenlik politikalarının oluşturulmasında önemli bir etken haline gelmiştir. Buradan hareketle bu çalışma, göçün normal bir politika meselesi olmaktan çıkarılıp olağanüstü önlemleri gerektiren bir güvenlik tehdidi olarak nasıl kurgulandığını analiz edecektir. Uluslararası sistemde, İkinci Dünya Savaşı'ndan beri görülen en büyük göç hareketi, Arap Baharı'nın etkisiyle 2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaş neticesinde ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu durum sadece Orta Doğu coğrafyasını değil tüm uluslararası sistemi derinden etkilemiştir. Bu etkinin en fazla hissedildiği alanlardan biri, çalışma konusunu oluşturan Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkileri olmuştur. Bu bağlamda Suriye iç savaşı sonrası dönemde Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkileri göç ve güvenlik parametreleri üzerinden yeniden tanımlanmıştır. Bu çalışma, güvenlikleştirme teorisini kullanarak Suriye iç savaşı sonrası Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini göç ve güvenlik ekseninde incelemektedir. Çalışmanın temel argümanı, Suriye kaynaklı kitlesel göçün, hem Türkiye hem de Avrupa Birliği tarafından bir güvenlik tehdidi olarak algılanmasının ve bu yönde söylemlerle işlenmesinin, geleneksel iş birliği kanallarını zayıflatarak ilişkileri bir krize sürüklemesidir. Bu kapsamda, mülteci meselesinin Türkiye – Avrupa Birliği ilişkilerinin geleceği için oluşturduğu yeni güvenlik riskleri ve bunların yaratacağı muhtemel sonuçlar değerlendirilmektedir.
  • Öğe Türü: Öğe ,
    Will Kymlicka'nın "Azınlık Haklarının Liberal Teorisi ve Çokkültürlü Yurttaşlık" çerçevesinde Batı Trakya Müslüman Türk azınlığının incelenmesi
    (İstanbul Gelişim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Pemik, İsa
    Gerçekleştirilen bu çalışma Will Kymlicka'nın "Azınlık Haklarının Liberal Teorisi ve Çokkültürlü Yurttaşlık" kuramını temel alarak, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı'nın durumunu incelemektedir. Araştırmanın temel amacı, Lozan Antlaşması başta olmak üzere uluslararası ve ikili anlaşmalarla tanınan haklarının ihlal edilmesine rağmen, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı'nın Yunanistan'daki Ortodoks çoğunluk ile yüz yılı aşkın bir süredir ciddi bir çatışma olmaksızın, çokkültürlü bir durumda bir arada nasıl yaşadığını analiz etmek ve bu durumu Kymlicka'nın teorik çerçevesiyle karşılaştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda, nitel araştırma yöntemlerinden "durum çalışması" deseni kullanılmıştır. Veriler, literatür taraması, arşiv incelemesi ve azınlık toplumunun farklı kesimlerinden temsilcilerle yapılan derinlemesine mülakatlar yoluyla toplanmıştır. Çalışma, Kymlicka'nın ulusal azınlıklar, özyönetim hakları, dış korumalar ve iç kısıtlamalar gibi kavramlarını merkezine alırken; Charles Taylor'ın "tanınma politikası" ve Bhikhu Parekh'in çokkültürlülük eleştirileri gibi farklı kuramsal yaklaşımlardan da yararlanmıştır. Araştırmanın bulguları, Batı Trakya'daki çokkültürlü ve çatışmasız yaşamın, Yunanistan'ın hoşgörülü politikalarından ziyade, azınlığın kendi kültürel kimliğine, diline ve dinine olan derin bağlılığı, Lozan Antlaşması'nın sağladığı hukuki güvence (dış korumalar) ve toplumsal iç dinamikler sayesinde sürdürüldüğünü göstermektedir. Azınlığın kimlik tanınma talebi, eğitim, dini özerklik ve siyasi temsil gibi alanlarda yaşadığı sorunlar, Kymlicka'nın liberal azınlık hakları teorisiyle hem örtüşen hem de ayrışan noktalar barındırmaktadır.
  • Öğe Türü: Öğe ,
    Does the misuse of net errors and omissions arise from a corruption culture?
    (Centre of Sociological Research, 2024) Yılmaz, Ebru Gül; Kahveci, Şükran
    The balance of payments, particularly the current account deficit, has long been of interest to researchers. However, there is a paucity of research on the net errors and omissions in this context. Nevertheless, some countries have been resorting to the net errors and omissions account as a means of offsetting persistent current account balance deficits, a practice which can cause many macroeconomic problems such as increasing exchange rates, inflation, unemployment, and economic contraction. This paper investigates the relationship between net errors and omissions (NEO) by setting them as the dependent variable and finance, capital, current account balance, reserves, and corruption as independent variables. The data availability constraints allow for the analysis of 25 countries with the highest volumes of net errors and omissions over the period 2012-2021. Preliminary tests indicated that ridge regression would be the optimal research method. The results suggest that corruption has a statistically significant positive effect on net errors and omissions. In other words, countries with higher levels of corruption tend to misuse the NEO account for the balance of payments. However, since NEO cannot serve as a reliable instrument for addressing current account deficits, governments should implement structural solutions rather than employing short-term fixes.
  • Öğe Türü: Öğe ,
    Internet of Things (IoT)-Focused Developments in the Food and Beverage Industry
    (Emerald Group Publishing Ltd., 2024) Güner, Demet; Çirişoğlu, Emel
    The Internet of Things (IoT) is a cloud system that saves energy by being involved in the decision-making process of machines. By this means, machines create an environment of direct interaction without the need for explicit instructions. In this chapter, answers have been sought to the questions of what kind of research has been done on IoT-based technological devices, and how IoT-based technologies are effective in sustainable food production. The systematic literature review examined the scientific research on IoT and Food in the range of 2010-2022 in Scopus. The general framework of the research has been carried out in the context of 6Ws (who, when, where, what, why, and how), which is one of the systematic literature reviews. The results obtained have been analyzed and interpreted in the MAXQDA 2020 qualitative data analysis program. In the findings obtained, it has been determined that IoT and food have gained importance worldwide, especially in England, India, and China. Furthermore, it has been determined that most of the studies on IoT are based on case studies, and all the articles examined are collected in three main focus points. Subcodes have been created under the main codes ‘Food Supply Chain, Smart and Sustainable Agriculture ve Waste Management’, and problem points have been tried to be customized.