İ S T A N B U L G E L İ Ş İ M Ü N İ V E R S İ T E S İ A Y L I K E T K İ N L İ K V E H A B E R B Ü L T E N İ HAZİRAN 2022 | SAYI 18 İÇİNDEKİLER TEKNO-GÜNDEM................................. 3 Uzay Hâkimiyetinde Yeni Bir Döneme Doğru mu?................................................................3 Bilgi Toplumu ve Web 3.0..............................5 EKO-GÜNDEM..................................... 7 Biyoekonomi................................................. 7 Ukrayna Savaşı, İklim Değişikliği ve Gıda Güvensizliği...................................................8 SAĞLIK-PSİKOLOJİ.................................. 2 8 Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) "Dijital atıklar" YENİ MESLEKLER.............................. 1 0 Araştırması, Çocukların Sağlığına Yönelik Artan 2 8 Veriye Dayalı Pazarlama...............................1 0 Tehdidi Vurguluyor.............................................. Sosyal İzolasyon İlerleyen Yıllarda Demansa Sebep Oluyor.......................................................2 9 SOSYOCOM RAF...................................1.. 1 BİR FİLM: "El Viaje "...................................... 1 1 SOSYO-GÜNDEM..................................... 3 0 BİR DİZİ: Borgen.......................................... 1 2 Bir Kadın için Kariyer Nedir? ..............................3 0 BİR KİTAP: Kahramanın Sonsuz Yolculuğu.. 1 3 Savaş ve Kadın ..................................................3 1 AYIN KİTAP İNCELEMESİ: Land of Diverse Demokrasi ve Özgürlükler Adası ........................3 2 Migrations Challenges of Emigration and Immmigration in Turkey...........................................1 4 AYIN FİLM İNCELEMESİ: Kan Dökülecek............1 5 Akademik Playlist.....................................................1 7 SOSYALLEŞME ZAMANI........................ 3 3 Ulusal Müze - Yeni Delhi ..................................3 3 1 8 Etkinlik İstanbul................................................. 3 4KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT................ İstanbul’da Temmuz.......................................... 3 5 Eurovision 2022: Siyasi Yarışmada Simgesel İki Kabuk Arası Bir Dolu Lezzet: Midye Destek............................................................1 8 Dolma................................................................ 3 6 Karl Marx’ın Lümpen Kavramı Üzerinden Yerli İGÜ ÖĞRENCİ: Sevdiğiniz İşi Yaparsanız Bir Komedi Sineması...........................................2 0 Gün bile Çalışmış Sayılmazsınız.......................3 7 Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler EĞİTİM-ARAŞTIRMA.......................... 2 2 Okumak..............................................................3 8 Saha Araştırmalarında Görüşme Tekniği ve İGÜ MEZUN...................................................... 3 9 Araştırmacının Rolü........................................2 2 ERASMUS......................................................... 4 0 Akademik Yazılarda İntihal.............................2 3 GİRİŞİMCİLİK VE İNOVASYON........... 2 4 Yeşil İnovasyon.............................................2 4 AKADEMİK YAŞAMA DAİR..................... 4 1 AB Ufuk Avrupa Programı ve Avrupa Yenilik Yayınlarımız........................................................4 1 Konseyi......................................................... 2 5 Aramızdan Ayrılanlar...........................................4 1 SİYASİ GÜNDEM...................................2 6 Ukrayna Krizi’nin Türkiye'nin Muhtemel Suriye KÜNYE...................................................... 4 2 Operasyonu Üzerindeki Etkileri........................... 2 6 Ukrayna-Rusya Savaşı ve Paralı Askerler................................................................. 2 7 S A Y F A | 0 2 TEKNO- UZAY HÂKİMİYETİNDE YENİ BİR GÜNDEM DÖNEME DOĞRU MU? Prof. Dr. Neziha MUSAOĞLU Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Günümüzde uzayda hâkimiyet sağlama, bir yandan sınırsız bir yayılmacılık öte yandan ise yeni bilimsel ve teknolojik alanlarda işbirliği aracılığıyla gerçekleşmektedir. Yeryüzünde olduğu gibi uzayda da yeni çatışma ve/veya işbirliği temelli ilişkiler, yeni güç merkezleri ve yeni çevrelerin oluşmasında etkin bir rol oynamaktadır. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı 24 Şubat 2022 tarihinde başlattığı “özel askeri operasyon”un daha şimdiden mevcut uluslararası güç dengelerini belli ölçülerde değiştirme olasılığı, uluslararası ilişkiler alanındaki uzmanlarca ciddi bir biçimde tartışılmaya başlamıştır. Öyle görünmektedir ki Ukrayna-Rusya Savaşı sadece yeryüzündeki herkesin yaşamına bir şekilde dokunmakla kalmayacak aynı zamanda uzaydaki güç ilişkilerine de ister çatışma ister işbirliği biçiminde yansıyacaktır. Rusya Federasyonu’nda uzay alanındaki faaliyetlerin tamamını yöneten “Roskosmos”, Batı’nın Ukrayna’ya saldırısından dolayı uygulamaya koyduğu önlemlere karşı önlemler paketi yayınlamıştır. Söz konusunu önlemler doğal olarak Rusya’nın Batı ile uzay alanındaki işbirliğini olumsuz etkileyecek ve uygulamada olan ya da gelecekte uygulanması planlanan projeleri sekteye uğratacak önlemlerdir. Batı’nın kendisine karşı uyguladığı ağır yaptırımlar ve ambargolardan Rusya’nın etkilenmemesi kaçınılmaz bir durumdur. Orta vadede ekonomik açıdan zarar görmesi de beklenmelidir. Ancak Batı’nın tüm üye devletleri Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımlara aynı şekilde yaklaşmamaktadır. Bazı Batılı devletler, Rusya ile uzay alanındaki işbirliğine zarar vermemek için daha temkinli davranmakta, bazıları ise Rusya ile askeri-teknolojik işbirliğini güçlendirme amacıyla girişimlerde bulunmaktadır. S A Y F A | 0 3 Ukrayna-Rusya savaşı başladıktan sonra Mart 2022’nin ilk günlerinde Beyaz Saray 22 Rus şirketine karşı yaptırım kararı almıştır. Listede yer alan şirketler arasında ‘Roskosmos”un üç kuruluşu da yer almaktadır. ABD dışında Ukrayna Savaşı nedeniyle Almanya da Rusya’ya yaptırımlarda bulunmuştur. Almanya, Spektr-RG yörüngesel X-ışın Gözlemevindeki Erosita Teleskopu’nu kapatmıştır. Dolayısıyla buradaki gözlemler durdurulmuştur. Öte yandan, Avrupa Uzay Ajansı Roskosmos ile ortaklaşa yürüttüğü ExoMars- 20922 Projesinden çekilme kararını bildirmiştir. Roskosmos’un bu ortaklıktan çıkarılması sonucunda uğrayacağı maddi zarar milyonlarca dolara tekabül etmektedir. Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yoğun cezalandırma politikalarına karşın, uluslararası politikada Batı’nın elde ettiği üstünlüğünü sürdürme olasılığını zayıflatan bazı gelişmeler dikkat çekmektedir. Uzay sorunlarını çözmek amacıyla Çin, uluslararası ittifakların kurulmasında öncü bir rol üstlenmektedir. Bu bağlamda Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan Çin Uzay Strateji Belgesi’nde bazı ilkeler dikkat çekmektedir. Çin uzaydaki statükonun oluşturulmasında ve uzay çalışmalarında, dünya topluluğunun çabalarının birleştirilmesi ve ortaklaşa yürütülmesi ilkesini ileri sürmüştür. Ayrıca Çin dünyadaki astronotları, 2022’nin sonunda uygulama koymayı planladığı Tiangong’daki projelere katılmak üzere davet etmiştir. Rusya, Çin dışında Hindistan ile de uzay çalışmalarında iş birliği içerisinde bulunmaktadır. Uzaya hakim olma yarışında Rusya’nın yeri ne olacaktır? Batı lehine bozulan dengeyi Batılı olmayan devletlerle işbirliği yaparak düzeltebilecek midir? Bu ve buna benzer soruların kısmen de olsa yanıtlanması, Ukrayna-Rusya Savaşı’nın ne kadar ve nasıl sonuçlanacağına bağlıdır. S A Y F A | 0 4 Arş.Gör. Yunus TURAN Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölümü Günümüz toplumu birçok toplum bilimci tarafından “post-endüstriyel toplum” (Bell, 1976) ya da “ağ toplumu” (Castells, 2009) olarak nitelendirilmiştir. Bu farklı nitelemeler toplumun temel dinamiklerinde yaşanan köklü dönüşümlerin varlığına dayandırılarak gerekçelendirilmiştir. Bu kapsamda referans gösterilen köklü değişimlerin başında ise sanayinin 19. yy.da olduğu gibi toplumu farklı boyutları ile yeniden yapılandıran pozisyonundan uzaklaşması ve yerini bilgiye devretmesi ile birlikte bilgi toplumunun ortaya çıkması gösterilmektedir (Webster, 2014). Buna göre bilgi toplumu, geçmişten günümüze yaşanan bilgi patlaması sonucu günümüzde bilginin temel üretim faktörü olarak işlev üstlendiği bir toplumu ifade etmektedir. Bilginin üretimin temel faktörlerinden biri olması onun yenilikçilik temelinde verimliliğin sürekli olarak arttırılması gibi bir görevle donandığını göstermektedir. Verimliliğin temel koşulu olması ise bilginin temel karakteristiklerini de dönüşüme uğratmaktadır. Çünkü böylesi bir toplumsal kurgu içerisinde bilgi alınıp satılabilen alelade bir meta haline dönüşmüş olur. Dolayısıyla günümüz toplumunda bilgiye erişim de en az bilginin üretimi kadar önemlidir. Bu durumda, insanları ayırt edici kılan önemli bir özellik olarak bilgiye nereden ve ne kadar hızlı eriştiği gibi kıstaslar ön plana çıkmaktadır. S A Y F A | 0 5 Bu çerçevede doğru ve sağlıklı bilgiye nereden ve nasıl hızlı bir şekilde erişilebileceği önemli bir gündem maddesi haline gelmektedir. İletişim teknolojilerinin gelişimi erişim ve katılım imkânının daha geniş tabanlara daha interaktif bir biçimde sunulması nedeni ile göreceli bir demokratikleşmeye de imkân sunmuştur (Cardon, 2010). Fakat bu göreceli demokratikleşme, bilgiye erişime dair teknik bilginin, imkânın ve hakların dünyanın farklı coğrafyalarında ve farklı yaş grupları ve sosyo- ekonomik sınıflar arasında eşit olmaması gerçeği ile kısıtlanmıştır. Bahsi geçen bu kısıtlılığın aşılması mümkün olmasa da en düşük seviyeye indirilmesi yine bilgi ve iletişim teknolojilerini daha etkili kullanılması ile mümkündür. Bu çerçevede özellikle bilimsel bilgiye erişim için üniversitelerin kullanıcılarına sunduğu veri tabanları önemli bir kanalı temsil etmektedir. Bunun dışında yaşanan dijital dönüşüm ile birlikte devlet kurumlarının arşivlerini elektronik ortamda paylaşıma açması ve önemli uluslararası örgütlerin elektronik kütüphaneler oluşturarak ücretsiz hizmete sunması bilgiye fiziki erişimimizin olmadığı noktalarda paha biçilemez bir erişim imkânı olarak karşımızda durmaktadır. Bu imkânların genişletmesinin yanında gelişen teknoloji, bu imkânların sunulduğu platformları da dönüşüme uğratmaktadır. Bu kapsamda Web 1.0 olarak ifade edilen geçmişin sıkıcı ve durağan web sayfalarının yerini karşılıklı etkileşime imkân tanıyan Web 2.0 teknolojisine sahip sayfalar alalı bir hayli zaman oldu. Günümüzde ise Web 3.0 olarak ifade edilen ve yapay zekânın ön planda olduğu semantik web sayfaları bu alanda hâkimiyet kurmayı vaat ediyor. Yaşanan bilgi patlaması neticesinde internet ortamında biriken bilgiyi anlamlı hale getirerek kullanıcıya sunmak ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Web 3.0 ise kullanıcılara istenilen kıstaslar temelinde yapılandırılmış ve anlamlı hale getirilmiş bir bilgiye erişim imkânı sunmaktadır (Ahmed, 2015). Böylece yoğun bir şekilde üretilen ve mevcut araçlarımız ile anlamlı ve etkili bir şekilde kullanamadığımız bilgi, daha erişilebilir hale gelecektir. Kaynaklara ulaşmak için lütfen tıklayınız. S A Y F A | 0 6 EKO- BİYOEKONOMİ GÜNDEM Arş.Gör. Cengizhan GÜLER Uluslararası Ticaret ve Finansman (İngilizce) Bölümü Doğa ve ekonomi arasındaki ilişkinin giderek dengesinden saptığı günümüz dünyas ında, söz konusu ilişkinin sürdürülebilir bir dengede kurulmasına ilişkin konuyu irdeleyen çeşitli iktisat alt çalışma alanları ortaya çıkmıştır. Elde bulunan sorunların çözümünde kullanılan çeşitli farklı bilimsel bakış açıları, aynı problemin farklı açılardan çözümünü ortaya koymaktadır. Metodolojik farklılaşmayı da beraber getiren bu durum, önemli bir alt disiplin olan biyoekonomide kendisini göstermektedir. Bu anlamda biyolojinin kullandığı bilimsel yöntemlerin sürdürülebilir bir ekonomik faaliyetler zemini yaratma anlamında kullanıldığı biyoekonomi, yenilebilir doğal kaynakların kullanımını temel almaktadır. Çeşitli bibliyometrik analizler sonucunda bu temelin üç farklı anlayış çerçevesinde şekillendiği görülmektedir (Bugge, Hansen ve Klitkou, 2016). Biyoteknoloji Görüşü Güncel olarak sahip olduğumuz üretim yöntemlerinin sürdürülebilir bir temelde yeniden Biyokaynak Görüşü inşası, teknolojik değişimi de beraberinde Biyokaynak görüşü, biyolojik ham maddelerin getirmektedir. Biyoteknoloji görüşü, söz konusu kullanımıyla yakından ilişkilidir. Bu görüşte tarımdan sürdürülebilirliğin çeşitli sektörlerdeki biyoteknoloji balıkçılığa, balıkçılıktan biyoenerjiye kadar önemli araştırmaları, uygulamaları ve bu teknolojilerin bir yelpazedeki biyolojik hammadde kullanımı ticarileştirilmesi ile gerçekleşebileceğini temele alınarak, bu alanlardaki biyolojik hammadde belirtmektedir. kullanımını iyileştirme ve dönüştürme amaçlanmaktadır. Söz konusu amacın gerçekleştirilmesinde araştırma ve geliştirme faaliyetleri önem taşımaktadır. Biyoekoloji Görüşü Biyoekoloji görüşü, söz konusu sürdürülebilir temeli ekolojiyle kurulan ilişkiyle temellendirmektedir. Bu anlamda, enerji ve besin kullanımının optimizasyonu, biyoçeşitliliğinin desteklenmesi ve toprak bozulmasını önleyen çeşitli ekolojik süreçler biyoekoloji görüşünde öne çıkmaktadır. Bu görüş, ekolojik süreçleri temele alması itibariyle daha çok bölgesel bir değerlendirme söz konusudur. Biyoekonomi kapsamında çeşitli farklı görüşler bulunmasına rağmen temel gaye, sürdürülebilir bir ekonomi- doğa ilişkisi kurmaktadır. Bu ilişkide sosyal bir yapıdan çok, doğanın biyolojik dinamikleri dikkate alınarak düzenlemesi planlanan ekonomik sistemlerin temeli değerlendirilmektedir. S A Y F A | 0 7 Ukrayna Savaşı, İklİm Değİşİklİğİ ve Gıda Güvenlİksİzlİğİ Dr. Öğr Üyesi Hayriye Asena Demirer Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Yaklaşık üç aydır süren Rusya’nın Ukrayna saldırısı tahıl, yemeklik yağ, yakıt ve gübre fiyatlarında büyük artışlara sebep olmuştur. Nitekim Rusya ve Ukrayna dünya tahıl arzının yaklaşık üçte birini, ayçiçeği ve tohumları arzının ise neredeyse % 60'ını oluşturmaktaydı. BM verilerine göre Ukrayna 2019 yılında dünya mısır arzının %16’sını, Ayçiçek yağının ise %42’sini sağlamıştı. Ayrıca Ukrayna savaştan önce Afrika ve Ortadoğu’ya her yıl milyonlarca ton tahıl ihraç ediyordu. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) yayımladığı araştırmaya göre, Orta Doğu, Afrika ve Güneydoğu Asya'da bulunan elliden fazla ülke, buğday ithalatlarının en az %30'unu Rusya ve Ukrayna'dan gerçekleştirmekte ve söz konusu ülkelerin yirmi altısı ihtiyaç duydukları buğday tedarikinin yarısından fazlasını Rusya ve Ukrayna’dan karşılamaktadırlar. Dolayısıyla Rus donanmasının, Ukrayna’nın Karadeniz limanlarını ablukaya alması, Ukrayna’nın tahıl ihracatını durdurarak genel bir gıda krizi yaratmıştır. Dünya Gıda Programı (WFP) ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komisyonu’nun (UNHCR) tahminlerine göre, Ukrayna nüfusunun en az %45’i de savaştan ötürü gıda güvenliksizliği ile karşı karşıya bulunmaktadır. Diğer taraftan geçtiğimiz günlerde Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşen Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ukrayna’nın buğday ihracatını Rusya’nın engellediği yönündeki söylentileri reddetmiş; gıda krizinden ise Odesa ve Karadeniz’deki diğer limanlardan mayınları temizlemeyen Ukrayna’yı ve Rusya’ya yaptırımlar uygulayan Batı’yı sorumlu tutmuştu. Buna karşılık Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Rusya’nın Güney Ukrayna’ya saldırmak için tahıl limanlarını kullanacağını ve bu sebeple limanlardaki mayınları temizlemeyeceklerini belirtmişti. Bu bağlamda geçtiğimiz haftalarda ABD'nin ev sahipliği yaptığı ve Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde düzenlenen "Küresel Gıda Güvenliği" toplantısında konuşan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, dünyada akut gıda güvensizliğine maruz insan sayısının 2016-2021 yılları arasında 108 milyondan 161 milyona çıktığını ve ayrıca Dünya Bankası verilerine göre Rusya'nın Ukrayna'ya saldırılarının küresel gıda güvenliği krizini daha da derinleştirerek 40 milyon insanı daha gıda güvensizliğine sürüklediğini belirtmiştir. Bu açıklamalar son derece dikkat çekici olmuştur. S A Y F A | 0 8 Ukrayna Savaşı’nın yanı sıra, etkisi giderek artan iklim değişikliğinin de ciddi bir gıda güvenliği krizi yaratmaya devam edeceği görünmektedir. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'ne (IPCC) göre, küresel ısınma sebebiyle gıda sektöründeki üretkenlik %21 daha düşük gerçekleşmekte, yüksek sıcaklıklar ve aşırı yağışlar toprak sağlığına zarar vermekte ve artan karbondioksit seviyeleri mahsullerin besin kalitesini azaltmaktadır. Dahası IPCC özellikle soya, buğday ve pirinç gibi temel gıda maddelerinin 21. yüzyıl boyunca azalacağını öngörmektedir. Bu veriler dünya genelinde tüketilen kalori miktarının % 80’den fazlasının pirinç ve mısır başta olmak üzere 10 mahsulden geldiği göz önünde bulundurulduğunda, karşı karşıya olduğumuz gıda güvenliksizliğinin boyutlarını ortaya sermektedir. Öyle ki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres içerisinde bulunduğumuz süreci “bir açlık kasırgası ve küresel gıda sisteminin çöküşü” olarak nitelendirmektedir. Savaşın gıda sistemleri üzerindeki kısa vadeli etkilerinin yanı sıra uzun vadeli etkileri de son derece kritiktir. Nitekim Rusya, dünyanın en büyük doğal gaz ihracatçısı ve ikinci en büyük petrol ihracatçısı olmasının yanı sıra dünyanın en büyük azotlu gübre ihracatçısıdır. Ayrıca komşusu Belarus ile birlikte de dünya gübre talebinin yaklaşık beşte birini karşılayan ülke konumundadır. Dolayısıyla Rusya’ya uygulanan yaptırımlar gübre arzını ve mahsul verimliliğini de etkileyecektir. Konuya ilişkin çözüm önerileri ise gıda üretiminin çeşitlendirilmesi ve tarımsal üretim kapasitelerine yönelik yatırımların artırılması, gıda israfının azaltılması ve yoksul veya risk altındaki toplumlara bu krizden az etkilenmeleri için finansal yardımların yapılması olarak sıralanabilir. S A Y F A | 0 9 YENİ MESLEKLER Arş. Gör. Ahmet Can Şenlik Havacılık Yönetimi (İngilizce) Bölümü Hepimiz internette bir ürünü aradıktan sonra ya da arkadaşlarımızla sohbetlerimizin ardından karşımıza sürekli bu ürünlerin çıktığına şahit olmuşuzdur. Bu, kısmen arama motoru optimizasyonları ile yapılmaktadır. Peki hiç tam ihtiyacınız olan ürün veya hizmetin tam zamanında karşınıza çıktığı oldu mu? Ya da sorumuzu şu şekilde güncelleyelim: İhtiyacınız olan ya da varlığından haberdar olmadığınız bir ürün veya hizmetin bir şekilde karşınıza çıktığı ve gerçekten tam size göre olduğunu düşündüğünüz oldu mu? İşte şirketlerin sizi nokta atışı yapıp bulmaları, iletişim kurmaları ve hatta sizi sizden daha iyi tanımaya başlamaları veriye dayalı pazarlama ile mümkün olmaktadır. Kullandığımız bütün cihazlar ve internet üzerinden yaptığımız bütün işlemler ve gezintiler arkamızda iz bırakmaktadır. Bu izler bazen “çerezler” yoluyla bazen de uygulama ve internet sitelerinin kendi topladıkları verilerden elde edilmektedir. Ancak gündelik olarak kullandığımız uygulamaların sayısını, tekrar kullanımlarımızı ve kaç farklı siteyi kullandığımızı düşündüğünüzde ortaya çıkan veri miktarı oldukça artmaktadır. Bu veriler bizim isteklerimiz, ihtiyaçlarımız, niyetlerimiz veya görüşlerimiz gibi birçok farklı konuda bilgi parçalarından oluşmaktadır. Doğru ve yalnızca gerekli bilgileri çekmek; çekilen bu bilgilerle, şirketlerin pazarlama faaliyetlerinde kullanması amacıyla stratejiler üretebilmesini sağlamak; yeni ürün ve hizmetler geliştirilmesi veya yeni müşterileri en verimli şekilde hedefleyebilmek, veriye dayalı pazarlama uzmanlarının çalışmaları sayesinde mümkün olabilmektedir. Veriye dayalı pazarlama uzmanlığı, müşterilere yönelik öngörüleri ve insan davranışını analitik modellemelerle anlama üzerine kurulmuştur. Pazarlama faaliyetleri üzerinde etkisi olan kampanyalar için doğrudan başarıya yönelik stratejiler hazırlamak adına hedef kitleleri belirler ve web analitiği toplarlar. Bu sayede sıradan görülen bir reklam vb. faaliyetlerin tam anlamıyla doğru hedef kitlesiyle buluşması hedeflenir. Son yıllarda artan veri yığınları ve bunlardan anlamlı çıkarımlar yapacak uzman ihtiyacını beraberinde getirmektedir. İşte tam bu sebeple veriye dayalı pazarlama giderek önem kazanmakta ve geleceğin mesleklerinden biri haline gelmektedir S A Y F A | 1 0 B İ R F İ L M SOSYOCOM Arş. Gör. Güçlü KÖSESiyaset Bilimi ve RAF Uluslararası İlişkiler Bölümü Üçüncü Dünya Sineması olarak da adlandırılan “Üçüncü Sinema”, üçüncü dünya ülkelerindeki estetik ve politik ağırlıklı eleştirel bir sinema akımıdır. Üçüncü Sinema filmleri, hayatın sosyal açıdan gerçekçi tasvirleri olmayı amaçlamış ve bu sebeple yoksulluk, ulusal ve kişisel kimlik, tiranlık, devrim ve sömürgecilik gibi konulara vurgularda bulunmaktadır. Bu sinema akımının en önemli yönetmenlerinden biri de Fernando E. Solanas’tır. Solanas’ın unutulmaz filmi El Viaje (1992) (İngilizce The Journey, Türkçe Yolculuk), Üçüncü Sinema’nın önemli filmlerinden biridir. Film, başrolünü Walter Quiroz’un canlandırdığı 17 yaşındaki Martin'in Latin Amerika'da bisikletle Tierra del Fuego'daki karla kaplı okulundan Amazon ormanlarında olduğuna inanılan, geçmişte kendisine mektuplar gönderen karikatürist ve antropolog olan “gerçek” babasını aramak için çıktığı yolculuğu anlatmaktadır. Üvey babasının huzur vermemesi ve hamile olan kız arkadaşının ondan habersiz kürtaj yaptırması, Martin’in yolculuk kararı vermesinin nedenleri olur. Fakat bu yolculuk sıradan bir yolculuk değildir… Karakterimiz yolculuk esnasında giderek kendisini bulurken izleyici de Latin Amerika’nın gerçek yüzünü ve Arjantin’in kaybetmeye mahkûm acıklı hikâyesini politik olarak tüm çıplaklığı ile görmeye başlar. S A Y F A | 1 1 B İ R D İ Z İ Arş. Gör. Onur KAYA Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü BORGEN Adını Danimarka Parlamento binasının takma adı olan Borgen’den (Kale) alan dizi, 2010-2013 yılları arasında 3 sezon; 2022 yılında ise “Borgen:Power and Glory” adıyla 1 sezon yayınlanmıştır. Partilerin politikalarını nasıl şekillendirdiği içeriği üzerine kurulan dizinin, uluslararası politik drama türünde izlenmesi gereken dizilerin başında yer aldığını rahatça ifade edebilmekteyiz. Her ne kadar kurgusal olarak planlansa da Danimarka’daki mevcut partilerin esintileri fark edilmektedir. Akıcı ve gerçekçi senaryosuyla siyaset–medya ilişkisinin derinliğine dikkat çekmektedir. Her bölümün ortalama 1 saat sürdüğü bu Danimarka draması, siyaset, medya, koalisyon ve güç kavramları üzerinden partiler arası rekabete ve politikacıların- muhabirlerin hayatlarına odaklanmaktadır. Olay örgüsü ise seçimlerden üç gün önce seçim politikasını değiştiren ve yaşanan gelişmelere bağlı olarak beklenmedik bir şekilde Danimarka’nın ilk kadın Başbakanı olan Sidse Babett Knudsen’in canlandırdığı Ilımlı Parti lideri Birgitte Nyborg etrafında şekillenmektedir. Bir anda kendisini iktidar savaşları içerisinde bulan Nyborg’un ilkeleri ve verdiği tavizler ile birlikte siyaset–medya ilişkisinin perde arkasının derinlemesine incelenmesi, diziyi kesinlikle izlenilmesi gereken yapımlar arasına sokmaktadır. S A Y F A | 1 2 B İ R K İ T A P KAHRAMANIN Arş. Gör. Yunus Turan Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler SONSUZ Bölümü YOLCULUĞU Joseph Campbell (1904-1987) karşılaştırmalı mitoloji alanında çalışmalar yürüten Amerikalı bir edebiyat profesörüdür. Yaptığı çalışmalar ile dünya mitolojilerindeki kahramanın ortak bir macera ve yapı ile karşımıza çıktığını iddia eden Monomit Teorisi’ni geliştirmiştir. Monomit bütün mitlerin ve destansı anlatıların tek bir öykünün farklı varyasyonları olduğunu ifade etmektedir. George Lucas’ın, Campbell’in teorisini “Yıldız Savaşları” efsanesine ilham kaynağı olarak göstermesi ile bu teori gittikçe daha popüler hale gelmiştir. Campbell, teorisinin detaylarını Türkçeye “Kahraman’ın Sonsuz Yolculuğu” olarak çevrilen kitabında açıklamaktadır. Bu karşılaştırmalı mitoloji çalışmasının ilk bölümünde Campbell, batı ya da doğu mitolojisi olması fark etmeksizin tüm mitolojilerde ortak bir özellik olarak kahramanın macerası boyunca üç temel gelişim aşamasını tecrübe ettiğini ortaya koymaktadır. Bu aşamalar “yola çıkış, erginlenme, dönüş” olarak ifade edilmektedir. Bu aşamalara göre kahraman, toplumdan çekilip sorunların üstesinden nasıl geleceğini öğrenir. Daha sonra ise halkına rehberlik etmek üzere topluma geri döner. Bu model ritüel ve mitin “insan ruhuna, onu geriye çekmeye çabalayan belirli insani fantezilerin tersine, ileri götüren simgeler temin etme..”(Campbell, 2017, p. 19) fonksiyonu aracılığı ile anlam kazanmaktadır. Bu kitap da böylesi bir anlayışa katkıda bulunarak dünya mitolojilerinin ardındaki nedenleri ve sonuçları daha iyi anlamaya yardımcı olmaktadır. Kahramanın gizemli yolculuğundan geçeceğiniz keyifli bir okuma dileriz! S A Y F A | 1 3 Ayın Kitap İncelemesi Arş. Gör. Elif ŞAHİN Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölümü Land of Diverse Migrations Challenges of Emigration and Immmigration in Turkey Edited by Ahmet İçduygu ve Kemal Kirişçi Basım Yılı: 2009 Sayfa Sayısı:843 Yayınevi: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları Türkiye’nin göç deneyimlerinin çeşitliliğinin ortaya konduğu bu eser, Türkiye’nin göç çalışmaları konusunda önde gelen isimleri olan Ahmet İçduygu ve Kemal Kirişçi tarafından düzenlenerek bir eser haline getirilmiştir. Kitap Berlin’de Türk kimliğinin oluşumunda festivallerin rolü ve İstanbul’daki Afrikalı göçmen ve sığınmacıların deneyimlerine kadar oldukça çeşitli araştırma bulgularını bir araya getirmektedir. Türkiye’den Göç ve Türkiye’ye Göç başlıkları altında iki temel bölümden oluşan kitapta, Türk göçü gerçeğinin iki farklı yönü karakterize edilmektedir. Kitaptaki çalışmalar, yirminci yüzyılın başlarından bu yana Türkiye’nin sürekli değişen göç ve göç biçimlerinin farklı akışlarının iki yönlü (göç alan ve göç veren ülke olma konumu) resmini vermekte ve onları tarihsel bağlama yerleştirilmektedir. Kitabın ilk bölümü olan Türkiye’den Göç bölümünde Türkiye’deki hem tarihsel hem de çağdaş göç akışları ele alınmaktadır. Birinci bölüm ayrıca yirminci yüzyılın başlarında Karamanlis'in Anadolu'dan Yunanistan'a göçünden, Türk profesyonellerin ABD'ye beyin göçüne ve Türklerin Almanya'daki sözde misafir işçi deneyimine kadar uzanan vakaları kapsamaktadır. İkinci bölüm olan Türkiye’ye göç bölümü, son zamanlarda Türkiye'ye göç akışının farklı kategorilerini ve örneklerini kapsamakta ve bunların son yirmi yılda artan önemine odaklanmaktadır. Bilhassa bu bölümdeki vaka çalışmaları, Türkiye'ye göçün dinamiklerini ve mekanizmalarını açıklamaya yardımcı olan bazı özelliklere işaret etmektedir. Son olarak, sonuç bölümü, bir transit göç ülkesi olarak Türkiye'yi bekleyen zorlukları ortaya koymaktadır. Ayrıca gelecekteki araştırma konularını ve gündemlerini yönlendirmeye yardımcı olabilecek bir dizi soru sunmaktadır. Kitabın Türkiye ve göç konusuna özgün bir katkı sağladığını söylemek yanlış olmayacaktır. Ayrıca kitap, Türkiye'nin Batı Avrupa'daki göçmen işçiler için sadece bir kaynak ülke olduğu konusundaki klişeleri ortadan kaldırmaya yardımcı olabilecek niteliktedir. Kitaba yapılan katkılar Türkiye’yi yalnızca göç veren bir ülke olarak düşünmeye karşı bir meydan okuma sunmakta; bu bağlamda kitap Türkiye’deki göç çalışmalarının kapsamlı ve iki yönlü bir anlatımı şeklinde karşımıza çıkmaktadır. S A Y F A | 1 4 Ayın Film İncelemesi KAN DÖKÜLECEK (2007) Arş. Gö S r.i Yıl: 2007 y Ea ls ife ŞAH Süre: 2 saat 38 dakika Ulu ts Bla ili İ m Ni Yönetmen: Paul Thomas Anderson v( rİ an rg ası e İliş Oyuncular: Daniel Day-Lewis, Paul Dano, ilizce) k B ileö r Ciaran Hinds lümü Yönetmen Paul Thomas Anderson’un imzasını taşıyan 2007 yılı yapımı ve Upton Sinclaire’in Oil! (1927) adlı romanından uyarlanan There Will Be Blood (Kan Dökülecek) filmi petrol bulmak için kan döken insanları konu alan çarpıcı bir yapım olarak karşımıza çıkmaktadır. Kapitalizm ve din çatışması konusunda en iyi filmlerden biri kabul edilen ve başrolde sıra dışı performansıyla gördüğümüz Daniel Day-Lewis’e de ikinci Oscar’ını kazandıran film 19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başlarında Güney Kaliforniya’da geçmektedir. Filmin başkarakteri Daniel Plainview petrol çıkarmaya çalışan ve bu uğurda pek çok şeyi feda edebilecek oldukça hırslı bir karakterdir. 14 dakikalık meşhur diyalogsuz petrol çıkarma sahnesiyle başlayan film, Plainview’ın bir kazada ölen arkadaşının oğlunu yanına alması, iş yapmak için oğlu (iş ortağı!) ile şehir şehir dolaşması ve insanlardan petrol sahaları satın almasıyla devam eder. Genel itibariyle insanlara karşı son derece kibirli ve aşağılayıcı tavırları ile dikkat çeken Daniel, yine bir gün oğlu ile gezi yaparken, bir gece kaldıkları yere Paul Sunday adında biri gelir ve ailesinin yaşadığı topraklarda petrol olduğunu ve para karşılığı bu bölgeyi kendisine verebileceğini söyler. S A Y F A | 1 5 Daniel teklifi kabul ederek oğlu H.W. ile Paul’un ailesinin yaşadığı yere gider. Burada Paul’un ikiz kardeşi Eli ile tanışır ve aslında film buradan sonra ileride petrol milyoneri olacak olan Daniel Plainview ve Üçüncü Devrim Kilisesi’nin Pederi Eli arasındaki çekişmeye odaklanmaya başlar. Eli kilise için Daniel’dan yardım istemektedir ancak kiliseye yardım adı altında dini inançları bile paraya çevirmeye yeltenebilecek bir karakterdir. Daniel karakterinin kapitalizmi, Eli’ın ise dini temsil ettiği bu karşılaşmada Daniel inançsız olduğundan ötürü her fırsatta Eli’ı küçümsemekte, Eli ise halkı Daniel’e karşı doldurmaktadır. Paranın dini, dinin de parayı sevmediği bu hikayede her iki karakter de oldukça kibirlidir. İlerleyen sahnelerde Daniel’in petrol kuyusu feci şekilde patlar ve oğlu H.W. bunun bedelini patlamadan dolayı işitme engelli hale gelerek öder. Yanan kuyuyu izlerken gördüğümüz Daniel karakterinin yüzündeki petrol de aslında ilk dökülen kanı; dünyanın kanını temsil etmektedir. Aradan yıllar geçmiştir ve tabiri caizse bir petrol imparatorluğu kurmuş, bir şatoda yalnız yaşayan alkolik ve herkese yabancılaşmış bir Daniel karşımıza çıkmaktadır. Filmin son ve en can alıcı sahnesi ise Eli ve Daniel’in yıllar sonra tekrar bir araya geldiği sahnedir ve belki de sinema tarihinin en iyi sahnelerinden biridir. Sahne bir bowling odasında geçmekte ve lobut ve topların aslında karakterleri temsil ettiği nefes kesici bir kurgu göze çarpmaktadır. Eli para istemek için Daniel'in kapısını çalmakta, Daniel’e bulduğu bir petrol arazisi için iş teklif etmekte ve Daniel de bunu kabul etmektedir. Ancak bunu bir şartla yapacaktır: Eli’ın “ben sahte bir peygamberim ve Tanrı batıldır” diye bağırması şartıyla. Eli Tanrı’ya isyan eder ve Daniel onun söylediği araziyi daha önce aldığını ve drenaj yaptığını söyler ve ardından aslında kapitalizmi anlattığı meşhur diyalog gelir: “Drenaj! Drenaj! Eli… Evlat…Drenaj kurutuldu, çok üzgünüm! Senin milkshake’in varsa benim de bir milkshake’im var! Ve bir de pipetim var! İzle! Pipetim odanın karşısına ulaşıyor ve senin milshake’ini içmeye başlıyor. Ben senin milkshake’ini içiyorum!”. Film Daniel’in Eli’ı lobut ile öldürmesiyle son bulur. Kapitalizm anlaşılmış ve kan dökülmüştür. S A Y F A | 1 6 AKADEMİK PLAYLIST Arş. Gör. Emre ERGEN Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Sımsıcak ve güneşli bir temmuz gününden herkese merhaba. Dolu dolu geçen bir akademik yılın ardından herkes yaz tatilinin tadını doyasıya çıkarırken, hem eğlencesini daha da arttırsın hem de İGÜ’den bir parçayı hep yanında taşısın diye bu yaz Spotify Akademik Playlist’imizi sıcak, enerjik ve âdeta deniz kokan şarkılar ile yeniledik. Keyifli dinlemeler! S A Y F A | 1 7 KÜLTÜR- SANAT- EDEBİYAT Eurovision 2 022: SİyasİYarışmada Sİmgesel Destek Dr. Öğr. Üyesi Viktoriia DEMYDOVA Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölümü 14 Mayıs'ta gerçekleştirilen Eurovision yarışması finalinin kazananı Ukraynalı folk rap grubu Kaluş Orkestra olarak açıklandı. Ukrayna'da devam eden savaşa rağmen, Kaluş Orkestra yarışmaya katılmayı başardı ve "Stefania" şarkısını seslendirdikten sonra uluslararası topluma "Mariupol'u kurtarmak için şimdi Azovstal'ı kurtarın" çağrısında bulundu. Ukrayna, tarihi boyunca Eurovision'u 3 kez kazandı. 2004 yılında Ukraynalı şarkıcı Ruslana Lyzhychko, İstanbul'da “Wild Dances” şarkısını seslendirerek birinci oldu. Aynı yıl kasım ayında Ukraynalılar, cumhurbaşkanlığı seçimleri süresince seçim sahte karlığını protesto ettiler ve bu Turuncu Devrim ile sonuçlandı. Anayasa Mahkemesi'nin sahte seçim sonuçlarını iptal etmesinin ardından, Ukrayna’mız Partisi’nin Batı yanlısı lideri Viktor Yuşçenko iktidara geldi. 2016 yılında, Rusya'nın Kırım'ı ilhakından ve Donbas'taki savaşın başlamasından iki yıl sonra, Kırım Tatar şarkıcısı Jamala, Stockholm'de Eurovision'u kazandı. Şarkısını, Kırım Tatarları’nın Joseph Stalin'in kararıyla Orta Asya'ya sürüldüğü 18 Mayıs 1944 olaylarına adadı. Rus liderliğine karşı duran Kırım Tatar aktivistleri ve liderleri, 2014'ten sonra işgal altındaki Kırım'da çok acı çekti. Çok sayıda siyasi dava, aşırılıkçılık ve hatta terörizm suçlamaları, Kırım'a giriş yasakları ve aktivistlerin kitlesel olarak kaybolması insan hakları raporlarıyla kaydedildi. S A Y F A | 1 8 Son olarak 2022 yılında Kaluş Orkestra'nın "Stefania" şarkısı sanatçının annesine ithaf edildi. Mariupol’u ve Azovstal fabrikasını özgürleştirme yönündeki politik çağrılarına rağmen, Kaluş Orkestra diskalifiye edilmedi. Oylama sırasında, Ukrayna'yı en çok Letonya, Litvanya, Moldova ve Polonya destekledi. Bu ülkelerin her biri Ukrayna'ya 24 puan getirdi. Jüri puanları Ukrayna'yı yarışmada sadece dördüncü yapsa da, halk telefon oylaması sonuçları onları birinciliğe taşıdı. Savaşın başlamasından sonra, 5 milyon Ukraynalı Avrupa'ya kaçtı, bu nedenle böyle bir sonuç oldukça öngörülebilirdi. Aynı zamanda, yarışmanın siyasi mesajı açıkça görülebilirken, Ukrayna'nın zaferi abartılmamalıdır. Bu zafer bir kez daha Avrupa'nın Ukrayna'ya verdiği sembolik desteğin sınırlarını gösterdi. Başta Polonya olmak üzere Avrupa ülkeleri, Ukrayna'dan gelen mültecileri kabul etmeye, ülkeyi maddi olarak desteklemeye ve Rusya'ya ekonomik yaptırımlar uygulamaya hazırlar fakat askeri yardım konusu sadece silah tedariki ile sınırlı. Avrupa devletleri Ukrayna'nın da onlardan biri olduğunu beyan ediyor, ancak Ukrayna Rusya'ya karşı tek başına savaşıyor. Son olarak, gelecek yıl Ukrayna'nın Eurovision'a ev sahipliği yapması bekleniyor. Çevrimiçi forumlarda, Kırım'ın yarışma için iyi bir sahne olabileceği bile ö ne sürülüyor. Bununla birlikte, Kırım 2014'ten beri Rusya işgali altında ve Şubat 2014'te Rusya'nın yarımadayı ilhak etmesine karşı Ukrayna önemli bir direniş göstermedi. Avrupa'nın Rusya'ya yönelik yaptırımları da Rusya ekonomisini ciddi şekilde etkilemedi. Dolayısıyla, Eurovision yakın gelecekte Kırım'da düzenlenemeyebilir. Aynı zamanda Eurovision'un hala Rusya'ya karşı mücadele eden Ukrayna'da yapılması, ekonomisi için ciddi bir yük olabilir. S A Y F A | 1 9 KARL MARX'IN LÜMPEN KAVRAMI ÜZERİNDEN YERLİ KOMEDİ SİNEMASI Arş.Gör. Erdem TÜRKAVCI Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Lümpen kavramı literatürde ilk olarak “lümpen-proletarya” ifadesiyle Marx’ın Louis Bonaparte’in 18 Brumaire’i (1852) adlı eserinde toplumsal bir sınıfı tanımlamak amacıyla kullanılmıştır. Almanca’da “bez parçası; paçavra, palaspare” anlamına gelen lümpen için Marx, “tehlikeli sınıf, toplumsal tortu” şeklinde bahsetmektedir (Marks & Engels, 2003, s.111; Steuerwald, 1998, s.367). Kavrama ilişkin Marxizm Ansiklopedisi Sözlüğü’nde “…endüstri merkezlerinin nüfusunun bir bölümünü oluşturan toplumdan dışlanmış, yozlaşmış, gecekonduda yaşayan çalışanlar ya da ayaktakımı; çete” ifadesi kullanılmaktadır. Sözlükte kavramın yozlaşmış, sosyal statüsünü yitirmiş, gangsterler, dilenciler, haraççılar, küçük suç işleyen insanlar, serseriler, dolandırıcılar, işsizler için de kullanıldığı belirtilmektedir. Günümüzde oldukça popüler kavramlardan biri olan lümpenlik üzerine az çalışma bulunmaktadır. Sınırlı kaynak arasında dikkat çeken çalışma Levent Tülek’in Lümpen Sözlüğü isimli kitabıdır. Tülek, kitapta lümpenlerin kullandığı kavramları açıklamaktadır. Hâlihazırda sınıf bilincine sahip olmayan, apolitik anlamına gelen lümpen günümüzde eğitimsiz, cahil, görgüsüz, ayaktakımı, serseri, yozlaşmış, üçkağıtçı vb. anlamlarda hakaret niteliğin de kullanılmaktadır (Önk & Türkavcı, 2020, s.319-320). Yerli komedi sineması tarihine bakıldığında, yapımcıların çoğu zaman lümpen kahramanların anlatısını sunmayı tercih ettiği görülmektedir. Marx’ın sınıf bilincinden yoksun ve apolitik bireyleri tanımlamak için ortaya koyduğu lümpenlik, yerli komedi sineması tarihinde Türkiye’nin içinde bulunduğu dönemin toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel koşulları doğrultusunda şekillenmiştir. Örneğin, yerli komedi sineması tarihinde öne çıkan ilk lümpen kahramanlar ve filmleri (Cilalı İbo, Adanalı Tayfur ve Turist Ömer) Türkiye’de sınıf bilincinin oluştuğu dönem olarak değerlendirilebilecek 1960’lar’da ortaya çıkmıştır. S A Y F A | 2 0 80’li yıllarda Türkiye’nin neo-liberal politikalara eklemlenme çabaları doğrultusunda, filmlerdeki lümpen tiplerin bir önceki dönemdeki sevimli hallerinin yerini para kazanma hırsına bıraktığı görülmektedir. Banker Bilo (1980), Dolap Beygiri (1982), Muhsin Bey (1987) gibi filmlerde, çoğu köyden kente göç eden ve kısa yoldan köşeyi dönmek isteyen kahramanların öykülerinde toplumsal eleştiri düzeyi oldukça yüksektir. 90’lı yıllarda Her Şey Çok Güzel Olacak (1998) filmindeki gibi şehirli veya bohem lümpen kahramanların anlatıları ön plana çıkmış ancak kahramanlar (ve lümpenlik) anlatı sonunda ya ölerek ya da her şeylerini kaybederek cezalandırılmıştır. 2000’li yıllarda ise lümpen komedilerinde adeta patlama yaşanmıştır. Hâlihazırda bu dönemde komedi, en çok üretilen ve izlenen tür olmuştur. Ancak filmlerin birçoğunda, anlatıda lümpen kahramanların cahillikleri, bayağılıkları, cinsellikle ilintili şakaları, şiddet içerikli davranışları, argo ve küfürlü konuşmaları ön plana çıkarılmıştır. Bu yüzden bu dönemde toplumsal sorunları ya da lümpenliği hicveden film -Organize İşler (2005) gibi- sayısı oldukça azdır. Anlatılarda kahramanların kader kurbanı, özünde iyi insan biçiminde kurgulanmaları açıkça lümpenliğin normalleştirilmesi ve meşrulaştırılması olarak yorumlanabilir. Sonuç olarak Marx’ın toplumsal tortu şeklinde bahsettiği lümpen kavramı, yerli komedi sineması tarihinde bir mizah unsuru olarak kullanılmış ancak filmler üretildikleri dönemin koşullarına göre zaman içerisinde değişime uğramıştır. 1960’lardan 2000’li yıllara gelinen noktada, lümpenliğe toplumsal bir eleştiri getirilmediği gibi kavramın yeniden üretildiğine şahit olunmuştur. Kaynaklara erişmek için lütfen tıklayınız. S A Y F A | 2 1 EĞİTİM Dr. Öğr. Üyesi İlknur KARANFİL - Siyaset Bilimi ve Uluslararası ARAŞTIRMA İlişkiler Bölümü SAHA ARAŞTIRMALARINDA GÖRÜŞME TEKNİĞİ VE ARAŞTIRMACININ ROLÜ Saha araştırmalarında görüşme tekniği en az anket tekniği kadar sık başvurulan bir veri toplama tekniğidir. Anket tekniği, saha hakkında daha çok nicel veri toplamaya yararken, görüşme tekniği nitel veriye dayanan araştırmalarda kullanılmaktadır. Bu tekniği kendi içinde üçe ayırmak mümkündür. Yapılandırılmış, yarı yapılandırılmış ve yapılandırılmamış biçimde görüşme türleri bulunmaktadır. Yapılandırılmış görüşmede tüm sorular tit izlikle kararlaştırılmıştır ve bu soruların dışına çıkılmaz. Görüşmedeki soruların tam cevapları ya not alınır ya da bir ses kaydı cihazı yardımı ile kaydedilir. Yarı yapılandırılmış mülakatta ise yine birtakım sorular mevcuttur ancak bu sorular genellikle yoruma açık ve açık uçlu sorulardır. Derinlemesine görüşme denilen yöntemde araştırmacıdan, soruların cevaplarından yeni sorular türetecek ve konu hakkında daha fazla bilgi toplamayı başaracak bir sözlü yeteneğe sahip olması beklenmektedir. Görüşmeciden alınan cevabın daha fazla detaylandırılmasını sağlayacak doğru soruları sormak, araştırmacının en önemli rolüdür. Araştırmacının görüşmeciyi daha fazla detay vermeye teşvik etmesi, muğlak konuştuğu yerleri aydınlatmaya çalışması ve fikir beyan ettiği yerlerde bu fikre kapılmasının nedenlerini iyi sorgulaması araştırmanın derinliği açısından oldukça önemlidir. Bu noktada araştırmacının iletişim yeteneği kadar görüşmecinin güvenini görüşme öncesinde kazanmış olması da oldukça önemlidir. Bu sebepten görüşmeye başlamadan ve ses kaydını başlatmadan önce bir ön sohbete girişmesi araştırmacı için oldukça yararlı olmaktadır. Araştırmanın önemi hakkında görüşmeciyi bilgilendirmek ve görüşmenin gizli kalacağı konusunda tüm güvenceleri vermek, görüşmecinin daha rahat anlatmasını sağlamaktadır. Araştırmacının bu güveni sağlaması görüşmede daha fazla veri toplamasına katkıda bulunmaktadır. Bunun yanı sıra ön sohbet sırasında görüşmeci ile kendisi arasında birtakım ortaklıklara vurgu yapmak, görüşmenin dostane bir havada geçmesini ve görüşmecinin deneyimlerini daha az sansürleyerek anlatmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla araştırmacı, görüşme süresini planlarken ön sohbete de yer vermelidir. Nitel veri toplama sürecinin başarısının araştırmacı ve görüşmecinin iletişiminin sağlamlığı ve aralarında kurulan güven ilişkisinin bir ürünü olduğu unutulmamalıdır. S A Y F A | 2 2 AKADEMİK YAZILARDA İNTİHAL Dr. Öğr. Üyesi Rahmat Ullah Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü İntihal, yazar(lar)a itibar etmeden başkalarının kelimelerini, düşüncelerini, içgörülerini, kavramlarını, resimlerini, cümlelerini vb. kullanmaktır. Bunlarla birlikte başkasının eserini kendi eseri gibi sunmak, tırnak içinde alıntı kullanmamak, bir alıntının kaynağı hakkında yanlış bilgi vermek, yapıyı değiştirmeden ve kaynak göstermeden bir cümlenin kelimelerini değiştirmek, bir kaynaktan alıntı yapıldığı halde eserin çoğunluğunu oluşturacak kadar çok kelime veya fikir kopyalamak (Alam: 2020), kaynak belirtmeden internet kaynakları kullanmak, kendi yayınlanmış araştırmasını veya fikrini başka bir yayında kaynak göstermeden kullanmak, hatta başka dillerden çeviri yapmak bile intihal olarak kabul edilmektedir. Dünya Tıp Editörleri Birliği'ne (WAME) göre sırayla 6 kelime veya 30 kelimelik bir yazıdan 7-11 kelime, intihal tespiti için kriter olabilmektedir. İntihali tespit etmek için çok bilinen ücretli yazılımlar ise Turnitin, Ithenticate ve Plagscan’dir. Ayrıca Duplichecker, Copyleaks, Paperrater, Plagiarisma (Alam: 2020) gibi ücretsiz yazılımlar da vardır. İntihalden kaçınmak için ilgili tez, fikir veya araştırma hakkında not alınmalı ve kendine ait kelimelerle bir özet yazılmalıdır (University of Nottingham, t.y). Alıntılarda ise ilgili kısım orijinal kaynaktan olduğu gibi kopyalanmalı ve tırnak işareti kullanılarak alıntılanmalı ve sonucunda yine kaynak gösterilmelidir. Kaynaklara erişmek için lütfen tıklayınız. S A Y F A | 2 3 YEŞİL GİRİŞİMCİLİK VE İNOVASYON İNOVASYON Arş. Gör. Güçlü KÖSE Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Yeşil İnovasyon, çevresel zararı en aza indiren ve doğal kaynakların mümkün olan en etkin şekilde kullanılmasını amaçlayan her türlü inovasyonu ifade eden bir kavramdır. Yeşil İnovasyon’da şirketler daha az enerji kullanmaya, atıklarını geri dönüştürmeye, kirlilik kontrolü sağlamaya, kaynak sürdürülebilirliğine ve çevre dostu yeşil ürünler tasarlamaya dikkat eder. Yeşil inovasyon’un bu kapsamda çeşitli temel özellikleri vardır. Bunlardan ilki, çevreye olan olumsuz etkinin azaltılmasıdır. İkincisi, çevre dostu bir hizmet veya ürün geliştirirken doğal dengenin dikkate alınmasıdır. Son olarak ekonomik ve çevresel düşüncelerle hareket edilmesidir. Fakat tüm bunlar yapılırken şirketlerin pazardaki rekabet gücünün korunması ve müşterilerin beklentilerinin karşılanması önemli bir yerde durmaktadır. Yeşil İnovasyon’a yönelimin çok yönlü sebepleri ve boyutu vardır. İçerisinde hem biraz zorunluluk hem de barındırdığı fırsatlarla çekim alanı vardır. O yüzden, yalnızca yasalar ve piyasa şartlarının zorladığı bir şey değildir. Çevreci politikaların uygulanması şirketler için çok sayıda fırsat ve avantaj sağlamaktadır. Örneğin; israf, maliyet ve diğer verimsiz etkenlerin azalmasını sağlayarak ürün ve hizmet verimliliğinin artmasını sağlamaktadır. Çünkü Yeşil İnovasyon demek, üretim sürecini verimli bir şekilde ve daha az maliyetle sağlamak ve yürütmek demektir. Yeşil İnovasyon temel olarak üç ilkeye dayanmaktadır. Bunlar; 1.Ürünlerin yeniden kullanımı ve geri dönüştürülmesi, 2.Çevreye zararlı şeylerin kullanımının azaltılması, 3.Daha az kaynak ve enerji kullanılmasıdır. Tüketici bakış açısından da artık insanların çoğunun yeşil ürünleri tercih ettiği çeşitli ampirik çalışmalarda görülmektedir. Bu yüzden şirketler pazardaki konumlarını pekiştirmek ve rekabet edebilmek için çevreci bir anlayışa geçmek zorundadır. Ayrıca çeşitli Yeşil İnovasyon hareketlerinin çok önemli kampanyalara ve projelere dönüştüğü ve gelir elde ettiği de bilinmektedir. Bu yüzden bugün hemen hemen her sektörde yeşil inovasyona rastlamak mümkündür. Tüm bu bileşenler bir araya getirildiğinde kısaca Yeşil İnovasyon’un hedefinin daha temiz ve daha güvenli bir dünya ve çevresel açıdan sürdürülebilir üretim olduğu söylenebilir. S A Y F A | 2 4 AB Ufuk Avrupa Programı ve Avrupa Yenlk Konsey Arş. Gör. O nur KAYA Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Avrupa Birliği, Ufuk Avrupa programı kapsamında 2027 yılına kadar bilim ve inovasyon faaliyetlerinin desteklenmesi için 95,5 milyar avroluk bir bütçe ayırdığını belirtmiştir. Program içerisinde kanser, iklim değişikliği, okyanus, karbonsuz akıllı şehirler, toprak ve gıda gibi alanlar hakkında misyonlar kurulmuş ve bu misyonlar kapsamında yaşanan zorluklara yönelik çözümlerin üretilmesi hedeflenmiştir. Bilimsel Mükemmeliyet, Küresel Sorunlar, Endüstriyel Rekabet ve son olarak Yenilik Avrupa bileşenleri üzerinden yürütülmeye başlanan programın amaçları; Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve TUBİTAK ortaklığıyla Türkiye için hazırlanan resmi internet sitesinde şu şekilde tanımlanmıştır; 1.Avrupa Birliği’ni bilimsel ve teknolojik yönden güçlendirmek, 2.Avrupa’nın yenilik kapasitesini, rekabetçiliğini ve istihdamını yükseltmek, toplum önceliklerini karşılamak, 3.Avrupa’nın sosyoekonomik model ve değerlerini sürdürmektir. Bu doğrultuda kurulan Yenilik Avrupa programı altında, Avrupa Yenilik Ekosistemi, Avrupa Teknoloji ve Yenilik Enstitüsü ve Avrupa Yenilik Konseyi oluşturulmuştur. Konsey “çığır açıcı ve oyunun kurallarını değiştirici nitelikteki yenilikleri keşfetmek, geliştirmek ve ölçeklendirmek için oluşturulmuş Avrupa'nın en önemli yenilik programı” olarak tanımlanmıştır. Konsey kapsamında izlenecek yol haritası bilgi geliştirme, teknoloji geliştirme ve iş geliştirme başlıkları üzerinden planlanmıştır. Pazar yaratabilecek bir yenilik hedefi üzerinden derin teknolojiye yoğunlaşılmıştır. Buna ek olarak dokuz aşama üzerinden Kılavuz, Geçiş ve Hızlandırıcı süreçleri konseyin stratejik öncelik alanlar belirlenmekte ve sözü edilen geliştirmeler planlanmaktadır. Kılavuz süreci içerisinde “çığır açıcı” projelerin araştırma faaliyetleri desteklenirken, geçiş sürecinde de fonlanan projeler ile ilgili işletmelerin kurulmasını sağlama amacı güdülür. Son olarak Hızlandırıcı sürecinde yenilik fikrini hayata geçirmek isteyen firmalar ya da bireyler desteklenmektedir. 2021 yılından itibaren faaliyette olan çağrı duyurularına ise Avrupa Komisyonunun Fonlama ve İhale Portalı aracılığıyla erişebilirsiniz. S A Y F A | 2 5 SİYASİ- GÜNDEM UKRAYNA KRİZİ'NİN TÜRKİYE'NİN MUHTEMEL Dr. Öğr. Üyesi Keisuke WAKIZAKA Siyaset Bilimi ve SURİYE OPERASYONU ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ Uluslararası İlişkiler Bölümü Bugünlerde Ukrayna ve Rusya arasında şiddetli savaş devam ederken Türkiye hükümeti de Suriye’ye yönelik sınır ötesi operasyonu dile getirmeye başlamıştır. Operasyonun Rusya’nın kontrolü altındaki Tel Rıfat bölgesi ve ABD’nin kontrolü altındaki Münbiç bölgesindeki PYD-YPG’ye karşı yapılması planlanmaktadır. Bu iki olay arasında ilişki yokmuş gibi görünüyorsa da gerçekte güçlü bağlar mevcuttur. 2018 yılındaki Zeytin Dalı Harekâtı’nda Türkiye Rusya ile anlaşarak Afrin bölgesindeki PYD güçlerini temizlerken Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Tel Rıfat’a ilerlemesini Rusya kabul etmediği için bölgeye girememiştir ve bölgedeki PYD güçleri halen Rusya’nın kontrolü altındadır. Münbiç’teki PYD güçleri de ABD’nin kontrolü altında olduğundan 2019’daki Barış Pınarı Harekâtı’nda TSK bu bölgeye kadar ilerleyememiştir. Fakat 2022 yılının Şubat ayında uluslararası siyasetinin konjonktürü önemli derecede değişmiştir. Rusya Ukrayna’da harcandıkça bölgedeki Rusya’nın etkisi zayıflamaya başlamış ve Türkiye bunu fırsat olarak değerlendirmiştir. Bugünlerde Rusya Dışişleri bakanı Türkiye’yi ziyaret ettiğinde bu konu gündeme getirilmiştir. Rusya’nın avantaj sağlamak için Türkiye’nin Ukrayna’ya yardımı kesmesi koşuluyla Tel Rıfat’taki operasyona göz yumması halen söz konusu olarak durmaktadır. Münbiç bölgesindeki operasyon da NATO ile ilgili sorun bağlamında Türkiye ve Batı ülkeleri arasındaki pazarlık konusu olarak görülmektedir. Özellikle İsveç ve Finlandiya, ABD ile birlikte PKK sorunu konusunda Türkiye tarafından sert şekilde eleştirilmiş ve bu iki ülkenin NATO’ya katılma başvurusunda da bu konu gündeme getirilmiştir. Ukrayna’da savaş devam ederken, Türkiye bu iki ülkenin NATO’ya katılmasını kabul etmesinin karşılığı olarak Münbiç’teki operasyona müsaade edilmesini talep edebilir. Böylece, Ukrayna Krizi Türkiye’nin Tel Rıfat ve Münbiç bölgelerindeki muhtemel operasyonun tekrar gündeme gelmesine yol açmış ve bu muhtemel operasyon Türkiye, Batı ülkeleri ve Rusya arasındaki müzakerelerde pazarlık konusu olarak görülmektedir. S A Y F A | 2 6 Ukrayna-Rusya Savaşı Doç.Dr. Yavuz ÇİLLİLER Siyaset Bilimi ve Uluslararası ve Paralı Askerler İlişkiler (İngilizce) Bölümü Prusya’lı General Clausewitz’in “siyasetin başka araçlarla devamı” olarak tanımladığı savaş, o günden günümüze kullanılan silahlar ve savaşın yürütüldüğü alanlar (psikolojik, ekonomik, siber vb.) açısından önemli ölçüde değişmiş, devlet dışı aktörlerin de yer aldığı hibrit bir modele evrilmiştir. Bu bağlamda, özellikle kodifiye edilmiş uluslararası harp hukukunun savaşan taraf olarak tanımadığı gayrimeşru paralı askerler, 11 Eylül sonrası tartışmanın odağı haline gelmiş, nihayet ABD’de kurulan Blackwater özel askeri şirketi çalışanlarının, 2007 yılında Bağdat’da Nisur meydanında 17 sivili öldürmeleriyle devlet-dışı aktör olarak paralı askerler yoğun uluslararası eleştirilere maruz kalmışlardır. Eleştirilere rağmen, bu unsurların devletler tarafından artan kullanımı dikkate değerdir. Amerikan orijinli “Blackwater”, yeni adıyla “Academy” ve onun Rus orijinli muadili “Wagner” askeri şirketleri 2014 yılında Rusya’nın Ukrayna topraklarını işgale başlamasından itibaren Ukrayna-Rus savaşına dâhil olmuşlardır. Savaş alanında sayıları giderek artan askeri şirket çalışanları yanında yabancı savaşçılar ve gönüllüler gibi farklı isimlendirmeler ile bireysel veya grup olarak savaşa katılımlar da dikkate alındığında, 2019 yılına kadar Ukrayna’ya 50 farklı ülkeden 17.000 savaşçı gelmiştir. 2022 Nisan-Mayıs aylarında yayınlanan haberlere göre ise, Ukrayna yeni kurduğu uluslararası lejyona 20.000 kadar yabancı savaşçı kaydetmiş, Rusya ise Suriye ve Libya’dan 20.000 kadar yabancı savaşçıyı bölgeye getirmiştir. Dolayısıyla, en iyimser tahminle 50.000’in üzerinde silahlı paralı asker halen Ukrayna topraklarında uluslararası hukuk düzenlemelerinden muaf bir şekilde savaşan taraflara dâhil olmuştur. Her iki tarafın da bu paralı askerleri hala yoğun olarak kullanma iradelerinin devam etmesi, savaş sonrası bu yabancıların bölgeden tahliyesinin veya silahsızlandırılmalarının kolay olmaması, ateşkes ve barış anlaşması imzalansa dahi gayrinizami harbin ulusal veya yerel otoriteler tarafından yine paralı askerlerin desteğiyle sürdürülme ihtimali dikkate alındığında; Ukrayna’da gerçekleşmiş veya gerçekleşecek olan insan hakları ihlallerinin ve savaş suçlarının Bucha’daki sivil katliam ile sınırlı kalmayacağını öngörmek zor değildir. S A Y F A | 2 7 DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ’NÜN (WHO) Sağlık- "DİJİTAL ATIKLAR" ARAŞTIRMASI, Pskoloj ÇOCUKLARIN SAĞLIĞINA YÖNELİK ARTAN TEHDİDİ VURGULUYOR Dr. Öğr. Üyesi Emre GÜNDOĞDU Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) dijital atıklardan kaynaklanan toksik tehditlere ilişkin yayınladığı “Çocuklar ve Dijital Atıklar: E-atık Maruziyeti ve Çocuk Sağlığı ” başlıklı rapora göre, dünya genelinde çocukların, gençlerin ve anne adaylarının sağlığı kullanılmayan elektronik cihazların (e- atık) yasa dışı bir biçimde işlenmesi sebebiyle risk altında bulunmaktadır. E-atık geri dönüşüm faaliyetleri ile sağlık sorunları arasındaki bağlantılara ilişkin dönüm noktası niteliğindeki bu rapor, e-atık geri dönüşümünün gelecek nesillerin sağlığı için oluşturduğu tehlikeler konusunda sağlık profesyonelleri arasında farkındalığı ve bilgiyi artırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, çocukların zararlı e-atık faaliyetlerinden kaynaklanan risklere maruz kalmasını önlemek için bir eylem çağrısı niteliğindedir. Rapora göre, atık sahalarında çalışan 18 milyon kadar çocuk ve ergen ile 12,9 milyon kadın, e-atık geri dönüşümüyle bağlantılı olan sağlık sorunları nedeniyle risk altında olabilir. Rapor, çocukların kullanımı terk edilen elektronik cihazların gayri resmi olarak işlenmesinde çalışırken karşılaştıkları risklerin altını çizmektedir. E-atıkların geri dönüştürülmesi sürecinde bu atıklardan değerli metalleri ayıklamanın resmi olmayan yöntemleri özellikle fiziksel ve nörolojik gelişiminin kritik aşamalarında olan çocukları, gençleri ve hamile kadınları olumsuz etkilemektedir. Rapor, gerek özel sektör yetkililerine gerekse hükümetlere, e- atıkların çevreye duyarlı bir şekilde dönüştürülmesi ve e-atıkların geri dönüştürülmesi sürecinde faaliyet gösterenlerin güvenliğini sağlamak için bağlayıcı eylemlerde bulunmaları çağrısında bulunmaktadır. Raporda ayrıca sağlık sektöründen toksik materyallere maruz kalma durumlarını teşhis etme, izleme ve önleme kapasitesini geliştirmesi, kayıt dışı bir biçimde e-atık sektöründe faaliyet gösteren grupların karşılaştığı riskler hakkında bilimsel araştırmalara dayalı veriler elde etmesi ve e-atık geri dönüşüm sürecinden kaynaklanan olumsuz etkileri azaltmaya çaba göstermesi istenmektedir. Kaynaklara erişmek için lütfen tıklayınız. S A Y F A | 2 8 SOSYAL İZOLASYON İLERLEYEN YILLARDA DEMANSA SEBEP OLUYOR Arş. Gör. Fa tma Betül YILMAZ Psikoloji Bölümü Yalnızlık algılanan sosyal ve duygusal izolasyondur; yani gün içerisinde yaptığımız sosyal etkileşimlerden bağımsızdır. Sosyal izolasyon ise sosyal etkileşimde bulunacak imkanların yokluğudur. Sosyal izolasyon yalnızlığa sebep olabilir fakat bazı insanlar izolasyon olmadan da yalnız hissedebilir. Halk arasında bunama olarak da bilinen demans; hafıza, dil kullanımı, problem çözümü ve düşünme becerileri gibi yetilerde kayıpla kendini gösteren ve genellikle ileri yaşlarda ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Çok büyük oranda Alzheimer’a bağlı olarak oluşsa da Kardiovasküler (damar tıkanıklığına bağlı) demans, Parkinson hastalığına bağlı demans gibi çok çeşitli türleri vardır. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre Dünya genelinde 55 milyonun üzerinde demans hastası olduğu bilinmektedir. Türkiye’de ise bu sayı 600.000 civarındadır. Alzheimer başta olmak üzere tüm demans hastalıklarının en büyük belirleyicisi ilerlemiş yaştır. Dünyada ve özellikle de ülkemizde yaşam süresinin ve yaşlı nüfusunun artması ilerleyen yıllarda demanslı hasta sayısında ciddi bir artış olacağının habercisidir. Yalnızlığın ve sosyal izolasyonun yani insan etkileşimlerinden kısıtlanmanın kardiyovasküler rahatsızlıklar, depresyon ve demans gibi çok çeşitli rahatsızlıklara sebep olduğu yıllardır biliniyor. Sosyal izolasyonun beyindeki hafıza ve bilişsel işlevlerden sorumlu bölgelerde yapısal değişiklikler ile ilgili olduğu düşünülüyor ve bu nedenle sosyal izolasyon demans riskini de artırıyor. Yapılan araştırmalar izolasyonun demans riskini %26 ile %50 arasında artırdığını gösteriyor. Yalnızlık sadece bunama riskini artırmıyor hastalığa yakalananlarda da semptomları ciddileştiriyor. Demanslı bireylerin sosyal izolasyonunu azaltıp yaşam kalitelerini artırmak için birkaç önlem alınabilinir. Fiziksel aktivite bunamanın getirdiği bilişsel bozulmaları yavaşlatır. Bireyler, onları çok zorlamayacak aerobik egzersizleri yapmak için teşvik edilebilir. Kalabalık, gürültü ve çok fazla hareketin olduğu yerler demanslı biri için kaygı sebebi olsa da sakin ve yeni uyaranların olduğu yerleri gezmek iyi bir fikir olabilir. Evde onlara sorumluluk aldıklarını hissettirecek çamaşır katlama gibi küçük görevler verilebilir ve böylece daha önceden taşıdıkları ilgi alanları çerçevesinde etkinlikler yapmak onları mutlu edecektir. Kaynaklara erişmek için tıklayınız. S A Y F A | 2 9 Bİr Kadın İçİn SOSYO- Karİyer Nedİr? GÜNDEM D O Ç . D R . A N N A M A R İ A C S I S Z E R S İ Y A S E T B İ L İ M İ V E U L U S L A R A R A S I İ L İ Ş K İ L E R ( İ N G İ L İ Z C E ) B Ö L Ü M Ü Kariyer ve yetenek hakkında düşünmeye başladığımızda aklımıza pek çok şey ve soru gelebilir. Benim aklıma gelen ilk soru ise: Bir kadın için kariyer nedir? Siyasette yer almak mı? Bir işi başarıyla yürütmek mi? Akademide ve çok takdir edilen entelektüel ve bilimsel alanlarda olmak mı? Tanınmış bir sanatçı olmak mı? Çok saygın bir doktor olmak mı? Anne ve eş olmak mı? Başkalarına ilham verme yeteneği mi? Sesini duyurabilme becerisi mi? Başkalarına yardım etme çabası mı? Seçkin bir sosyal statü elde etmek için liyakat sahibi olmak mı? Hangisi olursa olsun, her zaman bir hayalle başlar. Alışılmadık, korkutucu, görünüşte ulaşılamaz ancak gerçekleştirilebilir bir hayal ile başlar. Yetenekli bir kişinin hayali! Bu kişi, umut verici girişimler ve tuhaf huzursuzluklarla dolu yetenekli bir kişidir. Diğerlerini gölgede bırakacak kadar üstün olan, yetenekli; hedeflere ulaşmak için çok çalışan, başarı için boş zamanını feda eden, sıradanlık kurallarını çiğneyecek kadar cesur, ancak ahlak kurallarına bağlı kalan yetenekli bir kişidir. Bazen şaşkın, bazen mutlu ve gururlu olan, harekete geçmediği müddetçe yeteneğini boşa harcadığını bilen bir kişi... Yetenekli bir insan gece boyunca yanan bir deniz feneri gibidir; yolu gösterir, öne çıkar, ışık saçar. Muhteşem sanatçı, büyük bilim insanı, mükemmel sporcu, parlak bir mucit, birinci sınıf bir fütürist… Başkaları tarafından saygı duyulan, bunun farkında olarak azimle yoluna devam edendir. Bu bilgi onu yeniden hayal kuracak kadar sakinleştirir. Çünkü kariyer, yetenekli bir kişinin hayallerini gerçekleştirmesinden başka bir şey değildir. S A Y F A | 3 0 SAVAŞ VE KADIN H i l a l E c e H ü s r e v oğ l u S i y a s e t B i l i m i v e U l u s l a r a r a s ı İ l işk i l e r B ö l ü m ü 4 . S ı n ı f Öğ r e n c i s i Savaş insanlık tarihinin başlangıcından bu yana bireylerin, kabilelerin, farklı görüşlerdeki toplumsal sınıfların veya devletlerin birbirlerinden daha güçlü olduklarını ispatlamak için kullandıkları kasıtlı şiddet durumu ve silahlı mücadeledir. Konsept olarak savaşı ve kadının savaştaki rolünü anlayabilmek için öncelikle savaşlara sebep olan etkenleri ve erkek hegemonyasının kadına dikte ettiği normları tarihsel süreçte incelemek gerekmektedir. Kadın ve erkek medeniyet yolculuğunda yarışa eşit olarak başlamış olsalar bile, zaman içinde koşullar bu iki farklı cinsiyete farklı görevler atamış ve ne yazık ki eşitsizlik insan aklıyla keşfedilmiş en tehlikeli silahlardan biri haline gelmiştir. Kültürler üzerine yapılan çalışmalarda ataerkil toplumsal cinsiyet ilişkilerinin savaşların hem nedenini hem de sonucunu belirlediği görülmektedir. Sınıflar arası hiyerarşik ilişkiler, militarist ve milliyetçi ideolojileri beslemekte ve potansiyel bir şiddet ortamı hazırlamaktadır. Tarihte sayısız örneğini görebileceğimiz gibi karar mekanizmalarının ve yöneticilerin çoğunlukla erkeklerden oluşması, eril düzenin oluşturduğu rekabetçi ve agresif politikaların ülkeleri savaşa sürüklemesine sebep olmaktadır. Birinci Dünya Savaşı, birçok köklü imparatorluğun sona ermesiyle birlikte uluslararası sistemdeki güç dengesinin değişmesine sebep olmuştur. Uzun soluklu dünya savaşların sonucu olarak toplumların demografik yapılarının değiştiği ve savaşa şahitlik eden bireylerde psikolojik travmaların oluştuğu açıkça görülmektedir. Bir çeşit politik şiddet ürünü olan savaş şiddeti meşrulaştırarak açlık, sefalet, yoksulluk, zorunlu göç, kadın ve çocukların aşağılanması ve istismara uğraması gibi sonuçları da beraberinde getirmektedir. Tam da bu sebeple, toplumsal cinsiyet eşitliği ilkelerinin uygulanabilmesi ve kadına yönelik şiddetin son bulabilmesi için kadının erkeğe yönelik bir tamamlayıcı olmadığı konusunda genel bilinçlenmeye ulaşılması gerekmektedir. Bolşevik Devrimi sırasında, geçmiş savaşlarda ölen erkek nüfusunun oluşturduğu iş gücü açığını tamamlamak ve ekonominin çökmesini engellemek adına kadınların mümkün olduğunca fazla alanda çalışmaya ve kalkınmaya destek verdiğini biliyoruz. Benzer bir örneği Kurtuluş Savaşı döneminde, Türk kadınının cephede ve cephe ardındaki tedavi hizmetlerini sıralayarak da verebiliriz. Şubat 2022 itibariyle başlayan Rusya’nın tam ölçekli Ukrayna işgali sonrasında Ukraynalı kadınlar barış ortamının oluşması için örgütlenerek kapsamlı yardım çalışmaları sürdürmektedir. Tüm bu örnekler gösteriyor ki kadın savaşın ardında bıraktığı tahribatı önleyebilmek ve barışın mutlak devamlılığını sağlayabilmek için çok önemli bir figürdür. S A Y F A | 3 1 Zilan AKAY Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü 4. Sınıf Öğrencisi Yassıada, 27 Mayıs 1960 Darbesi’nin 60. yılında Demokrasi ve Özgürlükler Adası adıyla ziyarete açıldı. Müzeleri, sosyal alanları ve heykelleri ile dikkat çeken ada her detayıyla geçmişte yaşananları görünür kılıyor. İstanbul Kadıköy’de yapılan vapur seferleri ile adaya kolayca ulaşım sağlanabiliyor. Yargılamalara sahne olan spor salonu ile geziye başlanılıyor. Hasan Polatkan’ın ismini alan spor salonunun girişinde dava dosyalarına ait bilgiler, içerisinde ise mahkemeyi canlandıran balmumu heykelleri bulunuyor. Geziye başlarken girdiğimiz bu salonda ziyaretçilere döneme ilişkin bir belgesel gösterimi de yapılıyor. Gösterimden sonra ise geziye dönemin müziklerini çalan plak görünümlü hoparlörler de eşlik ediyor. “Karanlıktan Aydınlığa” açık hava sergisinde adanın geçmişten bugüne tarihi anlatılıyor. 592 sanığı temsilen duvara yerleştirilmiş valizlerin kopyası ise ziyaretçilerin dikkatini çekiyor. “Yerine Ulaşmayan Mektuplar Anıtı” ile açık alanda bulunan “Urgana Yenik Düşmek” ve “Adaletin Körlüğü Anıtı” da önemli yapıtlar arasında yer alıyor. Adada Fatin Rüştü Zorlu’nun ismini alan bir camii, bir kütüphane ve kongre oteli de bulunuyor. Ancak yargılamaların yapıldığı Hasan Polatkan Spor Salonu, Adnan Menderes’in kaldığı oda ve Bizans Dönemi’nden kalan mahzenlerin yıkıldığı ve yeniden inşa edildiği görülüyor. Ada, 7 Ocak 1946’da kurulan ve 1950 seçimlerinde 27 yıllık tek parti dönemini sonlandıran Demokrat Partililerin yargılandığı bir dizi davaya şahit oldu. 27 Mayıs 1960’da Türk Silahlı Kuvvetleri adına Milli Birlik Komitesi ülke yönetimine el koydu. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin ardından Demokrat Partililer anayasayı ihlal vb. gerekçelerle suçlanarak yargılanmak üzere Yassıada’ya gönderildi. 592 sanığın yargılandığı davalarda 15 kişi idam, 31 kişi ömür boyu hapis, 418 kişi çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı ve 123 kişi beraat etti. 1960 askeri darbesini gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi idam cezalarının üçünü onayladı. Eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar için verilen idam kararı, yaş haddi nedeniyle ömür boyu hapis cezasına çevrildi. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan ise idam edildi. Bu süreçte sanıklara kötü muamele edildiği gündeme geldi ve yargılama aşamasında sanıklara savunma hakkı tanınmadı. S A Y F A | 3 2 Sosyalleşme Zamanı Arş. Gör. Gözde ÇAĞLAR Lojistik Yönetimi Bölümü Bu ay hazırladığımız bültende Google Arts & Culture’da yer alan Ulusal Müze - Yeni Delhi’yi ele aldık. Daha fazlasına erişmek için tıklayınız. U L U S A L M Ü Z E - Y E N İ D E L H İ Ulusal Müze, Yeni Delhi, bugün Janpath ve Maulana Azad Yolu'nun köşesindeki görkemli binada gördüğümüz şekliyle ülkenin en önemli müzesidir. Bugün Yeni Delhi Ulusal Müzesi, 5.000 yılı aşkın kültürel mirası kapsayan hem Hint hem de yabancı kökenli 2.000.000'den fazla zarif sanat eserine sahiptir. Çeşitlilik içinde bir birliği, geçmişin bugünle eşsiz bir karışımını ve geleceğe yönelik güçlü bir bakış açısını temsil eden çeşitli yaratıcı gelenek ve disiplinlerden oluşan zengin birikimi, tarihe hayat veriyor. Müzede, oyuncaklar, topraktan yapılmış kaplar, takılar, bronz ve bakır nesneler, değişik dönemlere ait heykeller, maskeler, kılıçlar, müzik aletleri sergileniyor. Müzenin en çok dikkat çeken yanı ise Central Asia adlı İpek Yolu’nu tasvirleyen duvar resimleri, heykeller ve ipek objeler bulunuyor. S A Y F A | 3 3 Etkinlik İstanbul SosyoCom ailesi olarak bu ayki sayımızda sizler için ziyaret edilebilecek bir yer olarak Kız Kulesi'ni seçtik. Boğaz manzarasının vazgeçilmez yerlerinden biri de kuşkusuz Kız Kulesi'dir. Salacak açıklarındaki küçücük bir adanın üzerine inşa edilmiş olan kule, pek çok efsaneye konu olmaktadır. Bunlardan biri ve en bilineni, kuleye adını da vermiş olan (Leander's Tower) Leandros Efsanesi'dir. Aralarındaki denize meydan okuyan aşıklar Leondros ve Hero'nun hikayesi trajediyle bitecektir. Fırtınalı bir gecede Leondros, kulede ışık yandığını görünce sevgilisi Hero'nun kendisini çağırdığını düşünür ve denize atlar. Oysaki bu kez ışığı yakan Hero değil, aşıkların her gece gizlice buluştuğunu anlayan bir başkasıdır ve ışığı söndürüverir. Leondros, boğazın dalgalarına gömülür; bunun acısına dayanamayan Hero ise kuleden atlayarak hayatına son verir. Efsanenin sonunda aşıklar adına kulenin olduğu yere bir deniz feneri yapılır. Tarihi MÖ 24 yılına kadar uzanan Kız Kulesi; uzun tarihi boyunca savunma kalesi, sürgün istasyonu, hapishane, karantina odası, radyo istasyonu, vergi noktası ve deniz feneri olarak kullanılmıştır. Üsküdar'ın sembolü olan kule, 2000 yılında özel bir şirket tarafından restore edildikten sonra kafe ve restoran olarak hizmete açılmıştır. Kız Kulesi'ne Üsküdar Salacak ve Kabataş'tan tekne ile ulaşım yapılmaktadır. S A Y F A | 3 4 Bu ayki etkinliklerin başlıcalarını sizler için İstanbul’da Temmuz köşemizde derledik. Detaylara erişmek için https://kultur.istanbul/ ve https://kultursanat.istanbul/ adreslerini ziyaret edebilirsiniz. İstanbul'da Temmuz... S A Y F A | 3 5 İki Kabuk Arası Bir Dolu Lezzet: Midye Dolma Arş. Gör. Dlek EROL Yen Medya ve İletşm Bölümü Midye dolma, özellikle Ege ve Marmara Denizi’ne kıyısı olan şehirlerde yoğun olarak tüketilen bir sokak lezzetidir. Rum mutfağından Türk mutfağına taşınan midye dolma ya da “midya dolma” daha çok Ermeni mezesi olarak bilinmektedir. Fatih’in İstanbul’u fethettikten sonra Anadolu’dan İstanbul’a getirttiği Ermeniler tarafından yapılmaya başlandığı yaygın bir kanaattir. Daha sonraları Mardin’den İstanbul’a göç eden Süryaniler midyeciliği meslek edinmişlerdir. Günümüzde de midye dolma tezgâhlarının Mardinlilerin tekelinde olduğu kabul edilmektedir. Midye dolma siyah ya da mavi midyenin dış kısmının temizlenmesi, sonra midyenin açılarak içine pirinçten yapılan bir harcın konularak pişirilmesi ile hazırlanır ve genellikle limon sıkılarak tüketilir. Ermeni usulü yapılan midye dolma ile Mardinlilerin yaptıkları midye dolmaların en büyük farkı iç harcında kullanılan malzemeden gelmektedir. Ermeniler farklı baharatlar ve daha çeşitli malzeme ile hazırladıkları bir iç harç kullanırken; Mardinlilerin yaptığı midye dolmanın baharatı karabiber ağırlıklı ve iç harcın malzemesi daha az çeşitlidir. Midye ile yapılan midye tava, midye çorbası, midye pilaki gibi farklı yemekler de mevcuttur. Midye dolma, sıklıkla tablaların üzerinde ya da tepsilerin içinde seyyar olarak satılmaya devam edilse de midyeci dükkânları her geçen gün artmakta, daha standart ve ulaşılabilir noktalarda midyeciler ortaya çıkmaktadır. İstanbul başta olmak üzere İzmir ve Bodrum midyenin en çok tüketildiği yerlerdir. İstanbul’da midye dolma yemek için çok fazla seçenek mevcuttur. Taze ve lezzetli midye yemek için uğrak noktaların başında ise Beyoğlu Taksim’de bulunan İstiklal Caddesi gelmektedir. Hemen her köşe başında bulunabilen midye dolma tezgâhlarının yanı sıra Eleos midye dolmasıyla adından söz ettirmekte. Beşiktaş’ta Midyeci Ahmet, Kadıköy’de Mercan Kokoreç, Üsküdar’da Çengelköy Kokoreççisi, Silivri’de Midyeci Eşref, Maltepe’de Gabuk, Beylikdüzü’nde Mid-Yee İstanbul’da midye dolmayı keyifle yiyebileceğiniz mekânlar arasındadır. S A Y F A | 3 6 SEVDİĞİNİZ İŞİ YAPARSANIZ BİR GÜN İGÜ BİLE ÇALIŞMIŞ ÖĞRENCİ SAYILMAZSINIZ Halil Can ERÇIKAN Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler 4. Sınıf Öğrencisi İnsanların çoğu daha çocukken bir meslek seçer ama yıllar geçtikçe fikirleri değişmeye başlar. En sonunda da çevresindeki insanların etkisiyle üniversitede bir bölüm okumaya karar verir. Sadece şanslı olan çok az kişi hayallerindeki bölümü tercih eder ve okur. Şanslı diyorum çünkü Konfüçyüs’ün de dediği gibi “Sevdiğiniz işi yaparsanız bir gün bile çalışmış sayılmazsınız.” Ben de o şanslı insanlardanım çünkü bölümümü severek okuyorum. Demokrasilerde toplum politikanın parçasıdır. Her insanın mutlaka siyaset hakkında bir fikri vardır. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünün öğrencilerinin ise bilgileri vardır. Günlük hayatta diğer bölümlerin aksine ağzımızdan çıkan her kelime tartılır, sorgulanır hatta çoğu zaman karşı çıkılır ama bu da bölümümüzün en güzel yanıdır. Çünkü farklı bakış açıları kazanmamızı sağlar. Okulun içinde sınıf arkadaşlarımızla yaptığımız sohbetlerin konusu büyük ölçüde tarih ve ülke gündeminden oluştuğu için birbirimize sadece dersler noktasında değil kendimizi geliştirmemiz noktasında da çok şey katmış oluruz. Ancak her şeyden önemlisi bunları bize medyadan, arkadaşlarımızdan, kamuoyundan hatta siyasi aktörlerden bile daha iyi öğreten hocalarımızın olmasıdır. Onlar bize sadece dersleri öğretmekle kalmayıp doğru bilgiye nasıl ulaşabileceğimizi gösterirler ve öğrenmenin ömür boyu süren bir süreç olduğunu öğretirler. Ekonomiden sağlığa, güvenlikten eğitime kadar uzanan birçok alanda bölümümüzün mezunlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu durum biz şanslı öğrencilerin sorumluluğunu arttırsa bile insanlara hayatın her alanında yardım edebilecek olmak en büyük motivasyon kaynağımızdır. Bölümün kapsayıcılığı göz önünde bulundurulduğunda her ne kadar bizim için zorlayıcı ve yorucu olsa da öğrenmenin verdiği hazzın yanında sadece ödenen ufak bir bedeldir. Bölümümüzün bize sağladığı katkılar realist, rasyonalist ve hümanist bakış açıları olunca da Konfüçyüs’e hak vermemek elde değil. Sevdiğiniz bir bölümü okumak nasıl bir şey? Bu soruya öğrencilerin sayfalarca cevabı vardır ama kendimi tek bir cümle ile özetlemem gerekirse cevabım “Geçmiş için Aristocu, günü kurtarmak için Machiavellist, geleceğe umutla bakabilmek için Marksist, insanlık için Cicerocu olmayı öğreten bir bilge ile yolculuk etmeye benzer.” olur. S A Y F A | 3 7 SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER OKUMAK Gülperi KÜÇÜKKARACA Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü 4. Sınıf Öğrencisi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler, toplumların dünyaya olan bakış açılarını, hükümetlerin politikalarını ve stratejilerini, uluslararası kuruluşların ve sivil toplum kuruluşlarının toplum içindeki rolünü, edebi eserlerin ve medya organlarının siyasi ve tarihsel konjonktürden ne şekilde etkilendiğini anlamamıza yardımcı olur. Ayrıca, farklı kültürleri, kültürlerin etkileşimini ve milletlerarası kültür değişimlerini anlamamızı ve milliyetçilik ve etnisite gibi kavramları öğrenmemizi sağlar. Bu bilgiler ışığında günümüzdeki siyasi olguların, ideolojilerin ve kültürlerin nasıl geliştiğini ve şekillendiğini inceleme imkanı buluruz. Aynı zamanda günümüz dünyasında bu kavramların siyasete nasıl etki ettiğini yorumlamayı öğreniriz. Bölümümüzün bizlere kattığı bilgiler ve yetenekler sayesinde yerel ve uluslararası tüm özel ve kamu kuruluşlarında seçtiğimiz ve uzmanlaşmak istediğimiz alanlarda profesyonel yaşamımızı şekillendirebiliriz. Akademisyen olarak ilerlemek isteyenler geniş kapsamlı bilgi birikimine sahip oldukları için hem siyaset bilimi alanında hem de disiplinlerarası alanlarda çalışabilirler. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü öğrencilerine entelektüel derinlik kazandırmanın yanı sıra soru sormayı ve eleştirel düşünmeyi, alternatif bakış açılarına açık olmayı öğretir. Ayrıca, disiplinlerarası bilgi birikimini desteklerken öğrencilerine küresel ve yerel gündemde vizyon, farkındalık ve bilinç kazandırır. Eğitim boyunca edindiğimiz teorik, pratik, genel kültür bilgileri ile hayatın her alanını yorumlama, analiz etme ve düşünme yeteneği sahip oluruz. Disiplinlerarası bir bölüm olduğu için kendimizi birçok alanda geliştirebilir ve çeşitli iş kollarında uzman olabiliriz. Ekonomi, felsefe, edebiyat ve sosyoloji gibi sosyal bilim dallarından yararlanır; toplumların yerel ve dünya siyasetinin asıl nedenlerini analiz etmeye çalışırız. Sosyal bilimlerin diğer dalları da siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler olmadan düşünülemez; temel toplumsal olaylar, ekonomi, medya, edebiyat, psikoloji ve felsefe gibi dallardaki problemlerin çoğunu anlamak ve toplumun hareketlerini ve sorunlarını anlayarak yön vermek için siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanına başvurmak gerekmektedir. S A Y F A | 3 8 İGÜ MEZUN Berna Özkan Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Mezunu Bu yazımda sizlere dört yıllık lisans ve devam eden yüksek lisans eğitimim boyunca İGÜ ailesine mensup olmanın bana katkılarından bahsedeceğim. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olma hakkı elde etmiş bir öğrenci olarak okulumda verilen eğitim doğrultusunda bölümüme ait olan temel kavramların yanında toplumsal sorunlar, profesyonel yaşam ve ekonomik konularda çeşitli eğitimler alarak kendimi geliştirme fırsatı yakaladım. Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümünün amacı, öğrencilere dünya üzerinde gerçekleşmiş olan ve gerçekleşiyor olan siyasi olayları inceleyerek, araştırma yapabilecek olan bireyler yetiştirmektir. İçerisinde çok farklı disiplinleri barındırdığı için pek çok dersten oluşmakta olan bir eğitim içeri bulundurmaktadır. Eğitim süreci boyunca bölümümün kıymetli akademisyenleri ile çalışma fırsatı bulmak ve dört yıl boyunca onlardan birçok şey öğrenmek benim için oldukça güzel bir deneyimdi. Yerel ve uluslararası düzeyde siyasi olguları karşılaştırabilecek ve barındırdığı kuruluşlar, örgütler ve felsefi temeller ile birlikte siyasi dünyayı kapsamlı bir şekilde analiz edebilecek bilgi ve becerileri kazandım. Türkiye'de ve dünyada her gün değişen gündemi iyi analiz edebilmek, hem uluslararası ilişkiler, ekonomi ve hukuk hakkında fikir sahibi olmak bu becerilerden birkaçıdır. Ayrıca, diplomasiyi dünüyle bugünüyle öğrenmek, tarihi ilişkileri yorumlayabilmek kişisel gelişimim için oldukça önemli kazanımlardır. Bu kazanımlar sayesinde, edindiğim teorik bilgileri pratiğe dökerek yurt içi ve yurt dışı bağlantılı özel firmaların çeşitli birimlerinde çalışma fırsatı edindim. Bölümümü sevdiğim için ve okulumun sağladığı fırsatlar sayesinde tam burslu yüksek lisans eğitimimi sürdürerek akademik alanda da kendime yer buldum. Okulumuzun tanıdığı tüm fırsatlar ve bana bu yolda rehberlik eden değerli akademik kadromuza teşekkür eder, bu vesile ile Gelişim Üniversitesi’ni tercih eden genç arkadaşlarıma başarılar dilerim. S A Y F A | 3 9 Erasmus Gün lüğü Batuhan CELEP Uluslararası Lojistik Herkese selamlar. Bölümü 3. Sınıf Öğrencisi Ben Batuhan Celep, Uluslararası Lojistik Bölümü üçüncü sınıf öğrencisiyim. Üçüncü sınıfın güz döneminde, Polonya'nın Konin şehrinde bulunan Applied Sciences Üniversitesi’nin Erasmus programına katıldım. Konin, Polonya'nın çok küçük bir şehri ve İstanbul'dan gelen birisi olarak söylemek isterim ki, ilk zamanlarda alışmakta zorluk yaşama ihtimaliniz yüksek. Genel olarak karmaşası ve fazla nüfusu olmayan sakin sayılabilecek bir şehir. İlk geldiğimiz günlerde okulumuz tarafından düzenlenen etkinliklerle adaptasyon sürecimiz daha hızlı oldu. Koordinatörlerimiz ve öğretim görevlilerimiz gerçekten oldukça ilgili ve nazikti. Erasmus programının bana birçok yönden katkı sağladığına inanıyorum. Yeni insanlar, yeni kültürler ve farklı bakış açılarını tanımak, hocalarımla ettiğimiz güzel muhabbetler, geziler, eğlenceler, yeni bir dil öğrenmek ve ingilizce seviyemi geliştirmek bu katkılardan birkaçıdır. Cadılar Bayramı’nda Polonya'yı gözlemleme şansım oldu. Bayram boyunca marketler kapatılıyor ve insanlar aileleriyle vakit geçiriyorlar. Bu sebeple, Cadılar Bayramı gecesinde dışarda olmanın ve bu bayramı kutlamanın benim için ilginç bir deneyim olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca, Noel ve yılbaşı kutlamaları da çok değişik ve heyecanlıydı. Polonya'nın farklı şehirlerini gezme şansım oldu ve gerçekten her biri muazzam şehirlerdi. Polonya’nın kendine özgü atmosferi ve yapısı beni gerçeken çok etkiledi. Polonya haricinde Almanya, Hollanda, Fransa, Çek Cumhuriyeti ve İspanya'ya seyahatlerde bulundum. Bu ülkeler arasında ise ispanya’nın Barcelona şehrine yaptığım seyahat en güzeliydi. Erasmus programına katılacak bütün Yeni deneyimleri, yeni insanlarla tanışmayı ve gezmeyi arkadaşlara kesinlikle İspanya'ya gitmelerini seviyorsanız Erasmus programına katılmanızı şiddetle öneriyorum. öneririm. Gerçekten çok güzel tecrübeler kazanacağınızı temin ederim. Bu yazıyı okuyorsanız belki bir gün bir yerlerde karşılaşma ihtimalimiz var demektir. Çünkü dünya küçük. O zamana kadar umarım hayalleriniz sizinle birlikte yürür. Bunlar benim anılarım ve deneyimlerim; daha güzel anılar sizin de olabilir. "Eğitim her yerde’’ sloganıyla yazımı bitirmek istiyorum. Sağlıcakla Kalın. S A Y F A | 4 0 YA AKADEMİK YYAŞINAMLA ADARİRIMIZ YAYINLARIMIZ ATAMA YÜKSELME Dr. Öğr. Üyesi Festus Victor Bekun’un “To what extent are pollutant emission intensified by international tourist arrivals? Starling evidence Fakültemiz Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nde görev from G7 Countries” başlıklı makalesi süresi sona eren Dr. Öğr. Üyesi İpek SUCU’nun ilgili Environment, Development and bölüme yeniden ataması yapılmıştır. Sustainability’de yayımlandı. Dr. Öğr. Üyesi Festus Victor Bekun’un “Unlocking the investment impact of biomass energy utilization on environmental degradation ARAMIZDAN AYRILANLAR for an isolated island” başlıklı makalesi International Journal of Energy Sector Management’da yayımlandı. Dr. Öğr. Üyesi Alpaslan Kelleci’nin “Key Determinants of Luxury Marketing Accordant with Fakültemiz Ekonomi ve Finans Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Sustainability-Oriented Value Perspectives” Orhan ÖZAYDIN görevinden ayrılmıştır. başlıklı makalesi Sustainability (Switzerland)’da yayımlandı. Dr. Öğr. Üyesi Andrew Adewale Alola’nın “A new approach to identifying high-tech manufacturing SMEs with sustainable technological development: Empirical evidence” başlıklı makalesi Journal of Cleaner Fakültemiz İşletme (İngilizce) Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Production’de yayımlandı. Yeşim KAYA görevinden ayrılmıştır. Dr. Öğr. Üyesi Festus Victor Bekun’un “Toward achieving sustainable development agenda: Nexus between agriculture, trade openness, and oil rents in Nigeria” başlıklı makalesi Open Agriculture’da yayımlandı. Fakültemiz Ekonomi ve Finans (İngilizce) Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Tuğba BAŞ görevinden ayrılmıştır. Dr. Öğr. Üyesi Andrew Adewale Alola, Dr. Öğr. Üyesi Festus Victor Bekun ve Dr. Öğr. Üyesi Gizem Uzuner’in “The nexus of disaggregated energy sources and cement production carbon emission in China” başlıklı makalesi Energy & Environment’da yayımlandı. Arş. Gör. Yavuz Karaburun'un "Piyasaya Karşı Siyasa ve Modernleşmenin Mukayeseli Halleri Dünya Tarihi ve Siyaset" başlıklı makalesi, Tarihyazımı'nda yayımlandı. S A Y F A | 4 1 KÜNYE İKTİSADİ İDARİ VE SOSYAL BİLİMLER FAKÜLTESİ Prof. Dr. Kenan AYDIN İİSBF Dekanı Doç Dr. Bülent EŞİYOK Dr. Öğr. Üyesi Ceylan BEVINGTON İİSBF Dekan Yardımcısı Koordinatör Arş. Gör. Büşra ÖNLER ÇİYDEM İçerik Editörü Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neziha MUSAOĞLU Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Emre GÜNDOĞDU Arş. Gör. Onur KAYA Arş. Gör. Yunus TURAN Arş. Gör. Güçlü KÖSE Arş. Gör. Elif ŞAHİN Çeviri Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Tuğba AKMAN KAPLAN Dr. Öğr. Üyesi Dilbar GULİYEVA Dr. Öğr. Üyesi Oliver BEVINGTON Arş. Gör. Dilek EROL Arş. Gör. Remzi SOYTÜRK Grafik Tasarım Arş. Gör. Büşra ÖNLER ÇİYDEM Arş. Gör. Banu DEMİRBAŞ Arş. Gör. Demet TAÇ Redaksiyon Arş. Gör. Çağlar KARAKURT Arş. Gör. Merve TOSUN iguiisbf iguiisbf iguiisbf sosyocom@gelisim.edu.tr